+90 212 871 02 58

Trafik Kazası Nedeniyle Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası


Trafik Kazası Nedeniyle Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortacısının Rücuan Alacak Talebi

 

YARGITAY 17. HUKUK DAİRESİ image17

Tarih: 28.12.2017 Esas: 2015/6483 Karar: 2017/12263

Trafik Kazası Nedeniyle Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortacısının Rücuan Alacak Talebi – Kaza Münhasıran Alkolün Etkisi ile Meydana Gelmiş Olmadıkça Sürücünün Alkollü Olması Tek Başına Hasarın Teminat Dışı Kalmasını Gerektirmez .

ÖZET : 

Dava, trafik kazası nedeniyle zorunlu mali sorumluluk sigortasından kaynaklanan rücu davasıdır. Hasarın teminat dışı kalabilmesi için kazanın meydana geliş şekli itibariyle sürücünün münhasıran alkolün etkisi altında kaza yapmış olması gerekmektedir. Hasarın teminat dışı kaldığının ispat yükü sigortacıya aittir. Mahkemece; nöroloji uzmanı, hukukçu ve trafik konusunda uzman bilirkişilerden oluşan bilirkişi kurulu aracılığıyla olayın münhasıran alkolün etkisiyle gerçekleşip gerçekleşmediği, alkol dışında başka unsurların da olayın meydana gelmesinde rol oynayıp oynamadığı saptanmalıdır. Hükme esas alınan bilirkişi raporu, münhasırlığın tespiti için gerekli kriterlere sahip heyet tarafından oluşturulmamış olup içeriği itibariyle de yeterli değildir. Açıklanan hususlar dikkate alınarak yeniden bilirkişi raporu alınıp sonucuna göre karar verilmelidir. 

Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne dair verilen hükmün süresi içinde davalı … tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği düşünüldü:

-K A R A R-

Davacı vekili, davacı şirkete trafik sigortalı davalının işleteni olan aracın alkollü sürücü sevk ve idaresinde iken yaşanan trafik kazasında ölen yolcu yakınına ödenen 26.784,00 TL destekten yoksun kalma tazminatının rücu amacıyla başlatılan … takibine yapılan itirazın iptalini ve davalının % 40 oranında … inkar tazminatına hükmedilmesini talep etmiştir.

Davalı, davanın reddini savunmuştur.

Mahkemece, toplanan delillere ve bilirkişi raporuna dayanılarak; davanın kısmen kabulü ile … 1. … Müdürlüğü” nün 2009/8142 E sayılı dosyasında davalının 26.784,00 TL asıl alacağa itirazın iptaline, takibin bu miktar asıl alacak üzerinden aynı şartlarla devamına, asıl alacağa takip tarihinden itibaren yasal faiz yürütülmesine karar verilmiş; hüküm, davalı … tarafından temyiz edilmiştir.

Dava, zorunlu mali sorumluluk ilişkisinden kaynaklanan rücu davasıdır.

2918 Sayılı Kanunun 48. maddesinde; alkollü içki alması nedeniyle güvenli sürme yeteneklerini kaybetmiş kişilerin karayolunda araç sürmelerinin yasak olduğu ifade edilmiştir.

Karayolları Trafik Yönetmeliğinin “Uyuşturucu ve Keyif Verici Maddeler ile İçkilerin Etkisinde Araç Sürme Yasağı” başlıklı 97. maddesinde alkollü içki almış olması nedeniyle güvenli sürme yeteneğini kaybetmiş kişilerin karayolunda araç sürmelerinin yasak olduğu açıklandıktan sonra konu ile ilgili olan “b-2” bendinde “alkollü içki almış olarak kandaki alkol miktarına göre araç sürme yasağı kenar başlığı altında; alkollü içki almış olarak araç kullandığı tesbit edilen diğer araç sürücülerinden kandaki alkol miktarı 0.50 promil üstünde olanların araç kullanamayacakları açıklanmıştır.

Ayrıca Zorunlu Mali Mesuliyet Sorumluluk Genel Şartlarının B.4.d maddesinde; tazminatı gerektiren olay işletenin veya eylemlerinden sorumlu olduğu kişilerin veya motorlu aracın hatır için karşılıksız olarak kendilerine verilen kişilerin uyuşturucu veya keyif verici maddeler almış olarak aracı sevk ve idare etmeleri esnasında meydana gelmiş veya olay yukarıda sayılan kişilerin alkollü içki almış olmaları nedeniyle aracı güvenli sürme yeteneklerini kaybetmiş bulunmalarından ileri geliyorsa sigortacının … ettirene rücu hakkı olduğu açıklanmıştır.

Bununla birlikte Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartlarının B.4.d maddesinin dayanağını teşkil eden …’nun 48. maddesinin 2. fıkrasındaki yönetmelik düzenlenmesine olanak tanıyan hükümde, yasaklama yetkisi yönetmeliğe bırakılmış olmadığından, Karayolları Trafik Yönetmeliğinin 97. maddesinde, yukarıda anılan yasa hükmü tekrarlandıktan ve mütakip, uyuşturucu veya keyif verici maddeler ile alkollü içkilerin oranlarının ne şekilde saptanacağı belirlendikten sonra, yasada yer alan hükmü dikkate almadan salt 0.50 promilin üstünde alınan alkol miktarına göre araç kullanma yasayağı getirilmesinin yasal dayanağı bulunmadığından 130 YARGI DÜNYASI MAYIS 2018 geçersiz bulunmaktadır. Geçersiz yönetmelik hükümlerinin yasaya aykırı bir şekilde genel şart olarak kabulü de mümkün değildir.

O halde, hasarın teminat dışı kalabilmesi için kazanın meydana geliş şekli itibariyle sürücünün salt (münhasıran) alkolün etkisi altında kaza yapmış olması gerekmektedir. Diğer bir anlatımla sürücünün alkollü olması tek başına hasarın teminat dışı kalmasını gerektirmez. Üstelik, böyle bir durumda hasarın teminat dışı kaldığının ispat yükü TTK’nun 1281. maddesi hükmü gereğince sigortacıya düşmektedir.

Yargıtay’ın yerleşik uygulamalarında; sürücünün aldığı alkolün oranının doğrudan doğruya sonuca etkisi bulunmadığından, mahkemece nöroloji uzmanı, hukukçu ve trafik konusunda uzman bilirkişilerden oluşan bilirkişi kurulu aracılığıyla olayın salt alkolün etkisiyle gerçekleşip gerçekleşmediğinin, alkol dışında başka unsurlarında olayın meydana gelmesinde rol oynayıp oynamadığının saptanması, sonuçta olayın tek başına alkolün etkisiyle meydana geldiğinin saptanması durumunda, oluşan hasarın poliçe teminatı dışında kalacağından davanın reddine, aksi halinde kabulüne karar verilmesi gerekeceği ilkesi benimsenmektedir. (Bkz.YHGK 23.10.2002 gün ve 2002/11-768-840; YHGK 7.4.2004 gün ve 2004/11- 257-212; YHGK 2.3.2005 gün ve 2005/11-81-18; YHGK 14.12.2005 gün 2005/11-624-713 sayılı ilamları)

Bilirkişi raporunda sürücünün alkol oranına ilişkin bir veri bulunamamış olup, tanık beyanı ve araç içinde bir adet bira şişesinin bulunduğu belirtilerek, kazanın münhasıran alkolün etkisi ile işlendiği belirtilmiştir. Hükme esas alınan raporu , münhasırlığın tespiti için gerekli kriterleri içeren heyetten oluşturulmamış olup içeriği itibariyle de yeterli değildir. Hukukçu, nörolog ve trafik kazaları hususunda uzman bilirkişiden yukarıda açıklanan konularda rapor alınması gerekir. Yine … dosyası getirtilmek ve hasar dosyası ve diğer veriler dikkate alınmak sureti ile de davacıların talep edebileceği destekten yoksun kalma tazminatı miktarı hesaplanmadan, yalnızca davacı tarafça yapılan ödeme dikkate alınarak, eksik inceleme ile karar verilmiştir.

O halde mahkemece yapılacak iş, yukarıdaki hususlar dikkate alınarak yeniden bilirkişi raporları alınıp sonucuna göre karar vermektir.

SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı …’in temyiz itirazlarının kabulü ile verilen hükmün BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davalı …’e geri verilmesine 28.12.2017 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Trafik Kazasından Doğan Maddi Tazminat Talepli Davada


YARGITAY 17.HUKUK DAİRESİ

Tarih: 08.03.2005 Esas: 2005 / 2909 Karar: 2005 / 2085

image18

Trafik Kazasından Doğan Maddi Tazminat Talepli Davada Maddi Tazminat Konusunda Bilirkişi Görüşü Alınmalıdır.

Özet:

Çözümü özel ve teknik bilgiyi gerektiren hallerde mahkemenin bilirkişinin oy ve görüşünü alması zorunludur. Trafik kazalarında da tarafların kusur oranları ve maddi tazminat miktarının belirlenmesi uzmanlığı gerektiren hususlardandır. Somut olayda davacının ibraz ettiği faturaların olaya ve hasara uygunluğu bilirkişi marifetiyle denetlenmeden hüküm kurulması hatalıdır.

Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı vekili ve davalı M. vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği düşünüldü:

KARAR

Davacı vekili, davalı M. idaresinde bulunan 34 X XXXX plakalı araç ile davacı kuruma ait 64 XX XXX plakalı ambulansına çarpması neticesinde amabulansta meydana gelen 4.429.382.600.-TL hasar bedelinin sarf tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı Ş. Sigorta A.Ş vekili, sorumluluklarının poliçe limiti ile sınırlı olduğunu, poliçe limitini ödemeyi kabul ettiklerini, faiz başlangıç tarihini kabul etmediklerini savunmuştur.

Davalı M. vekili, kusur oranı ve hasar miktarını kabul etmediklerini savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir.

Mahkemece toplanan delillere ve benimsenen bilirkişi raporuna göre davanın kabulü ile 4.429.382.600.-TL’nin davalı M. yönünden sarf tarihi olan 01.10.2001 tarihinden itibaren, davalı sigorta şirketi yönünden 23.11.2001 tarihinden itibaren poliçe limiti ile sınırlı olmak üzere yasal faizi ile birlikte davalılardan tahsiline karar verilmiş, hüküm davacı vekili ve davalı M. vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Dava, trafik kazasından kaynaklanan maddi tazminat davasıdır.

1- Mahkemece toplanıp değerlendirilen delillere, özellikle oluşa ve dosya içeriğine uygun olarak düzenlenen uzman bilirkişi raporunda belirtilen kusur oranının hükme esas alınmasında bir usulsüzlük bulunmamasına göre davacı vekilinin yerinde görülmeyen tüm, davalı vekilinin aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.

2- HUMK’nun 275. ve takip eden maddelerince çözümü özel ve teknik bir bilgiyi gerektiren hallerde mahkemece bilirkişinin oy ve görüşüne başvurulması zorunludur. Trafik kazalarında tarafların kusur oranlarının ve maddi tazminat miktarının belirlenmesi uzmanlığı gerektiren hususlardandır. Dava dilekçesi ile talep edilen tazminat miktarına davalı vekili tarafından itiraz edilmiştir. Mahkemece tazminat miktarının uzman bilirkişiden alınacak raporla belirlenmesi gerekir. Davacının ibraz ettiği faturaların olaya ve hasara uygunluğu uzman bilirkişi aracılığı ile denetlenmeden yazılı şekilde hüküm kurulması isabetli görülmemiştir.

3- Kabule göre de; dava açılmadan önce sigorta şirketine başvuru yapıldığı halde ödeme yapılmıyarak davanın açılmasına sebebiyet vermiş olması nedeniyle davalı sigorta şirketi aleyhine yargılama giderleri ve vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken yazılı şekilde tüm yargılama giderlerinin davalı M’ye yükletilmesi doğru değildir.

4- İş Mahkemesi’nin görevli olmadığı davada karar başlığına davaya iş mahkemesi sıfatıyla bakıldığının yazılması usul ve yasaya aykırıdır.

SONUÇ: Yukarıda (1) nolu bendde açıklanan nedenlerle davacı ve davalı vekillerinin temyiz itirazlarının reddine, (2) ve (3, (4) nolu bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazının kabulü ile hükmün BOZULMASINA ve peşin alınan harcın istek halinde temyiz edene geri verilmesine 08.03.2005 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Trafik Kazasında Hasarlanan Aracın Zilyedi ve Sürücüsü


YARGITAY 17.HUKUK DAİRESİ

Tarih: 14.02.2005 Esas: 2005 / 1507 Karar: 2005 / 1038

image19

Trafik Kazasında Hasarlanan Aracın Zilyedi ve Sürücüsü Olan Kişi Hasar Bedeli Yönünden Dava Ehliyetine Sahiptir.

Özet:

Davacı, trafik kazasından doğan maddi zararının tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. Tazminat davası açma yetkisi, kural olarak malvarlığı doğrudan doğruya zarar gören kişiye aittir. Ancak bir şeyi kira veya ariyet sözleşmesi gereği elinde bulunduran kişi aldığı malı aynen iade etmek zorunda olduğundan hasar talebinde bulunabilir. Bu durum karşısında hasarlanan aracın zilyedi ve sürücüsünün de hasar bedeli talep edebileceğinin kabulü gerekir.

Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı-karşı davalı H. vekilince temyiz edilmesi üzerine, dosya incelendi, gereği düşünüldü:

KARAR

Davacı vekili; davalılardan F. adına kayıtlı olup davalı O’nun sevk ve idaresindeki XX XX 430 plakalı araçla müvekkilinin idaresindeki XX X 4704 plakalı araca çarparak trafik kazasına neden olduğunu iddia ederek 349.000.000.-TL hasar bedeli ile 101.000.000.-TL. yoksun kalınan kâr bedelinin kaza tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı-karşı davacı O. vekili, davalılardan H’nin idaresindeki araçla müvekkiline ait olan araca çarpması sonucu hasara neden olduğunu iddia ederek işbu dava dosyası ile birleştirilen 1997/583 esas sayılı dava dosyasıyla 172.708.000.-TL maddi tazminatın kaza tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılar H., E. ve G. Sigorta A.Ş.’den tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı G. Sigorta A.Ş. vekili müvekkili şirketin sorumluluğunun sigorta poliçe teminatıyla sınırlı olduğunu savunmuştur.

Davalı F. adına kayıtlı aracı 04.11.1996 tarihinde satış senediyle satıp sorumluluğunun olmadığını, davanın reddi gerektiğini savunmuştur.

Davalı E. savunmada bulunmamıştır.

Mahkemece, iddia, savunma, toplanan deliller, benimsenen bilirkişi raporu gereğince davacı H’nin açmış olduğu davanın XXX 4704 plakalı aracın mülkiyetinin davacıya ait olmayıp dava açma yetkisi bulunmadığı gerekçesiyle reddine, davacı O’nun davalılar H., E. ve G. Sigorta A.Ş. hakkında açtığı davanın kısmen kabulü ile 40.075.450.-TL’nin davalılardan yasal faiz ile birlikte tahsiline, fazla talebin reddine karar verilmiş, hüküm davacı-karşı davalı H. vekilince temyiz edilmiştir.

Dava, trafik kazasından kaynaklanan maddi tazminat davasıdır. Tazminat davasında davacı olma yetkisi kural olarak malvarlığı doğrudan doğruya zarar gören kişiye aittir. Ne var ki, bir şeyi sözleşmeyle (kira, ariyet vs.) elinde bulunduran kişi onu aldığı gibi malikine aynen iade zorunda olduğu için yaptığı veya yapmaya zorunlu olduğu onarım giderlerini isteyebilecektir. Somut olayda kazaya karışan XXX 4704 plakalı aracın sürücüsü, davacı-karşı davalı H’dir. Bu durumda sürücü zilyedin dava açmakta hukuki yararının bulunduğu ve husumete ehil olduğu düşünülmeden davanın yazılı şekilde reddi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirmiştir.

SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı-karşı davalı H. vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA ve peşin alınan harcın istek halinde temyiz edenlere iadesine 14.02.2005 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Trafik Kazası ve Kasko Poliçesi Nedeniyle Sigortacının


YARGITAY 17.HUKUK DAİRESİ

Tarih: 28.01.2016 Esas: 2015 / 11471 Karar: 2016 / 1083image20

Trafik Kazası ve Kasko Poliçesi Nedeniyle Sigortacının Rucüen Tazminat Talebi – Alacaklılık ve Borçluluk Sıfatlarının Bir Şahısta Birleşmesi

Özet:

Dava, trafik kazası ve kasko poliçesi nedeniyle sigorta şirketinin rücuen tazminat talebine ilişkindir. Davacı, dava dışı sigortalısının zararını karşıladıktan sonra, kendisine trafik sigortalı araç işleteni aleyhinde rücuen tazminat davası açmıştır. Davacı sigorta şirketi, kasko sigortası poliçesi yönünden alacaklı, ZMSS poliçesi yönünden borçlu konumundadır. TBK’nun 135. maddesindeki alacaklılık ve borçluluk sıfatı davacı sigortacıda birleşmiştir. Yerel mahkemece, anılan madde hükmüne göre davanın reddine karar verilmesi gerekirken, açıklanan hususlar dikkate alınmaksızın, yazılı gerekçelerle, davanın kısmen kabulüne karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.

Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne dair verilen hükmün süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği düşünüldü:

-K A R A R-

Davacı vekili, müvekkiline kasko sigortalı araçta meydana gelen 5.495 TL hasar bedelinin sigortalıya ödendiğini, davalının olay anında 1.71 promil alkollü ve olayda asli kusurlu olduğunu belirterek şimdilik 4.155,25 TL’nın ödeme tarihinden işleyecek yasal faiziyle davalıdan tahsilini talep etmiş; 21.4.2014 tarihli ıslah dilekçesi ile talebini 494,50 TL daha artırarak toplam 4.649,95 TL’nın tazminini istemiştir.

Davalı vekili, kusuru, tazminat miktarını kabul etmediğini, davacının aynı zamanda müvekkiline ait aracın trafik sigortacısı olduğunu, zarardan kendisinin sorumlu olduğunu, müvekkilinin alkolün etkisinde kaza yapmadığını münhasırlık olmadığını, ıslah talebinin zamanaşımına uğradığını belirterek davanın reddini savunmuştur.

Mahkemece davanın kısmen kabulü ile 4.121,58 TL tazminatın ödeme tarihinden işleyecek yasal faiziyle davalıdan tahsiline karar verilmiş; hüküm, davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Dava, TTK’nun 1301. (YTTK 1472.) maddesine ve halefiyete dayanılarak açılan rücuen tazminat istemine ilişkindir.

BK’nun 116/1 (TBK 135/1). maddesinde “alacaklılık ve borçluluk sıfatlarının bir şahısta birleşmesiyle borç sona erer” hükmüne yer verilmiştir.

Öte yandan Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortasında (ZMMS) sigortacı, işletenin 2918 sayılı KTK’nun 85/1. maddesinde yazılı hukuki sorumluluğunu aynı Kanunun 91/1. maddesi uyarınca üstlenmiş olup gerek 85/1. maddesi hükmü ve gerekse ZMSS Genel Şartlarının 1. maddesi hükmü, ölüm ve cismani zararlar yanında bir şeyin zarara uğraması halinin teminat kapsamında olduğunu öngörmüştür. Buna göre, ZMSS’nın amacı, trafik kazaları sonucu 3. kişilere verilecek zararların güvence altına alınmasıdır.

Somut olayda, davacı kasko sigorta şirketine sigortalı dava dışı 3. kişiye ait araç ile davalı adına kayıtlı aracın çarpışması sonucu araçta hasar meydana gelmiştir. Davalı adına kayıtlı araçta davacı sigorta şirketi nezdinde ZMSS poliçesi ile sigortalanmıştır. Davacı, dava dışı sigortalısının zararını karşıladıktan sonra, kendisine trafik sigortalı araç işleteni aleyhinde rücuen tazminat davası açmıştır. Davacı sigorta şirketi, kasko sigortası poliçesi yönünden alacaklı, ZMSS poliçesi yönünden borçlu konumundadır. BK’nun 116/1 (TBK 135/1). maddesindeki alacaklılık ve borçluluk sıfatı davacı sigortacıda birleşmiştir. Her ne kadar davacı, davalının olay anında alkollü olduğunu, kazanın münhasıran alkolün etkisi altında meydana geldiğini, ayrıca ağır kusurlu olduğunu, bu hallerin ZMSS teminatı kapsamında bulunmadığını, bu nedenle davalı işletenin verdiği zarar nedeniyle hukuki sorumluluğun müvekkilinde olmadığını ileri sürmüş ise de; dosya kapsamına ve hükme esas alınan bilirkişi raporuna göre davalının kazanın meydana gelmesinde ağır kusurlu olduğu ispatlanmadığı gibi davacıya kasko sigortalı araç sürücüsünün de olayda % 25 oranında kusurlu olduğu ve dolayısıyla kazanın münhasıran alkolün etkisi altında meydana gelmediği anlaşılmıştır. Bu durumda davacı, ZMSS poliçesi gereğince davalı sigortalısının dava dışı kasko sigortalısına verdiği zarardan poliçe limiti ile sınırlı olarak sorumludur. Davacı talebi ve hükmedilen tazminat miktarı ZMSS poliçesi limiti içinde kalmaktadır.

Bu durumda mahkemece, TBK’nun 135/1. maddesi hükmüne göre davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı olduğu biçimde hüküm kurulması doğru görülmemiştir.

SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, bozma sebebine ve şekline göre davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, 28.1.2016 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Trafik Kazası Sonucu Yaralanma Nedenine Dayalı Olarak


 YARGITAY HUKUK GENEL KURULU

Tarih: 26.04.2017 Esas: 2017 / 1110 Karar: 2017 / 860image21

Trafik Kazası Sonucu Yaralanma Nedenine Dayalı Olarak Sigorta Şirketi Aleyhine Açılacak Tazminat Davası Sigorta Şirketinin Bölge Müdürlüğünün Bulunduğu Yerde de Açılabilir.

Özet:

Dava, trafik kazasından kaynaklanan tazminat talebine ilişkindir. Karayolları Trafik Kanunu’nun 110. maddesinde; motorlu araç kazalarından dolayı hukuki sorumluluğa ilişkin davaların, sigortacının merkez veya şubesinin veya sigorta sözleşmesini yapan acentenin bulunduğu yer mahkemelerinden birinde açılabileceği gibi kazanın meydana geldiği yer mahkemesinde de açılabileceği düzenlenmiştir. Acente ve şubeyi denetleyen üst mercii olan, genel merkezin emir ve talimatı doğrultusunda çalışan ve yetkisi şubeye göre daha fazla olan bölge müdürlüğünün bulunduğu yer mahkemesinin de yetkili olduğunu kabul etmek gerekir. Davanın,  bir acenteden daha yetkili organ olan bölge müdürlüğünün bulunduğu yerde açıldığı dikkate alınarak yetki itirazının reddine karar verilmelidir.

Taraflar arasındaki “tazminat” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda Ankara 2. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce “dava dilekçesinin yetkisizlik nedeni ile reddine” dair verilen 26.05.2011 gün ve 2011/115 E., 2011/259 K. sayılı kararın temyizen incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine Yargıtay 17. Hukuk Dairesi’nin 12.12.2012 gün ve 2011/13188 E., 2012/13953 K. sayılı kararı ile;

“…Davacı vekili, davacının yolcu olarak bulunduğu araç ile davalıların işleteni ve trafik sigortacısı olduğu aracın çarpışması sonucu müvekkilinin yaralandığını belirterek, şimdilik 1.000,00.-TL sürekli ve geçici çalışma gücü kaybı ve 20.000,00.-TL manevi tazminatın İzzet yönünden olay, sigorta şirketi yönünden 16.03.2011 temerrüt tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile tahsilini talep ve dava etmiştir.

Davalı … vekili, yetki itirazında bulunarak davanın reddini savunmuştur.

Davalı ……. Sigorta A.Ş. vekili, davanın reddini savunmuştur.

Mahkemece, iddia, savunma, toplanan kanıtlara göre; sigorta şirketlerinin bölge müdürlüklerinin şube niteliğinde olmadığı ve davalının ticari merkezinin İstanbul olduğu, kazanın vuku bulduğu yerin ortak yetkili mahkeme olduğu gerekçesi ile dava dilekçesinin yetkisizlik nedeni ile reddine karar verilmiş; hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Dava, trafik kazasından kaynaklanan destekten yoksun kalma tazminatı istemine ilişkindir.

Mahkemece, sigorta şirketlerinin bölge müdürlüklerinin şube niteliğinde olmadığı ve kazanın vuku bulduğu yerin ortak yetkili mahkeme olduğu gerekçesiyle davalının yetki itirazının kabulüne karar verilmiştir.

2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 110. maddesi ile ZMSS Genel Şartlarının C.7. maddesinde, motorlu araç kazalarından dolayı hukuki sorumluluğa ilişkin davaların sigortacının merkez veya şubesinin veya sigorta sözleşmesini yapan acentenin bulunduğu yer mahkemelerinden birinde açılabileceği gibi, kazanın vuku bulduğu yer mahkemesinde de açılabileceği düzenlenmiştir.

Somut olayda, kaza Safranbolu İlçesinde vuku bulmuş, sigorta poliçesi de Karabük İlinde tanzim edilmiştir. Davacı vekilinin davayı, sigortacının bir acenteden daha yetkili organı olan Orta Anadolu Bölge Müdürlüğünün bulunduğu Ankara’da açtığı gözetilerek yetki itirazının reddi ile işin esasına girilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiştir…”

gerekçesiyle oyçokluğu ile bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

HUKUK GENEL KURULU KARARI

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

Dava, trafik kazasından kaynaklanan tazminat istemine ilişkindir.

Mahkemece yetki itirazının kabulü ile dava dilekçesinin yetkisizlik nedeniyle reddine ve dosyanın Safranbolu Asliye Hukuk Mahkemesi’ne gönderilmesine karar verilmiş; davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine hüküm, Özel Dairece yukarıda başlık bölümünde yer alan gerekçelerle oyçokluğu ile bozulmuştur.

Mahkemece, yetkili olmayan bir mahkemenin yorum yoluyla yetkili sayılmasının mümkün olmadığı gerekçesiyle önceki kararında direnilmiştir. Direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık, trafik kazası sonucu yaralanma nedenine dayalı olarak sigorta şirketi aleyhine açılan tazminat davasında, sigorta şirketinin bölge müdürlüğünün bulunduğu yerin yetkili olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.

2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun görevli ve yetkili mahkemeyi düzenleyen 110. maddesinde motorlu araç kazalarından dolayı hukuki sorumluluğa ilişkin davaların, sigortacının merkez veya şubesinin veya sigorta sözleşmesini yapan acentenin bulunduğu yer mahkemelerinden birinde açılabileceği gibi kazanın vuku bulduğu yer mahkemesinde de açılabileceği düzenlenmiştir.

Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası (Trafik Sigortası) Genel Şartlarının C.7 maddesinde de yetkili mahkemeler belirlenmiş, Kanundaki yetki kuralı aynen tekrar edilmiştir.

Sigorta Şirketleri ve Reasürans Şirketlerinin Kuruluş ve Çalışma Esaslarına İlişkin Yönetmeliğin 10. maddesinde, şirketlerin bölge müdürlükleri ve şube açmak suretiyle yurt içinde teşkilatlanmasının, yurt dışında şube veya temsilcilik açması ilgili diğer mevzuat hükümleri saklı kalmak kaydıyla serbest olduğu, ancak bu şekilde faaliyete başlanmasını ve faaliyetin sona erdirilmesini müteakip bir ay içinde şirketçe Müsteşarlığa bildirimde bulunulması gerektiği düzenlenmiştir.

Mevcut bu düzenleme dikkate alındığında Sigorta Şirketleri ve Reasürans Şirketlerinin Kuruluş ve Çalışma Esaslarına İlişkin Yönetmelik hükümleri uyarınca bölge müdürlüğü yapılanmasına izin verilmiş, genel müdürlük ile şube ve acenteler arasında bölge müdürlüğü adında bir yapılanmanın kurulabileceği kabul edilmiştir.

Somut olayda 14.02.2011 tarihinde meydana gelen trafik kazasında olay yeri Karabük-Safranbolu’dur. Zorunlu mali sorumluluk sigorta poliçesi 78 …. 257 plakalı araç sahibi … ile …. Sigorta A.Ş (….. Sigorta A.Ş), ….. Trafik Müşavirliği Özay …. adlı acente arasında düzenlenmiştir. Dosya içindeki poliçede yetki ile ilgili madde bulunmamaktadır. Davalı …’nin yerleşim yeri Karabük-Safranbolu, davalı şirketin genel merkez adresi ise İstanbul’dur. Davacı vekili davayı, bölge müdürlüğünün bulunduğu yer olan Ankara’da açmıştır. Mahkeme kazanın meydana geldiği yer mahkemesinin ortak yetkili mahkeme olduğu gerekçesi ile yetkisizlik kararı vermiştir.

Mevcut bu durum karşısında merkez veya şubenin veya sigorta sözleşmesini yapan acentenin bulunduğu yer mahkemeleri, Kanun (2918 s. KTK) uyarınca yetkili kabul edildiğine göre, acente ve şubeyi denetleyen üst mercii olan, genel merkezin emir ve talimatı doğrultusunda çalışan ve yetkisi şubeye göre daha fazla olan bölge müdürlüğünün bulunduğu yer mahkemesinin de yetkili olduğunu kabul etmek gerekir.

Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında 2918 s. KTK 110/2. maddesinde bölge müdürlüğünün yetkili olduğu yönünde bir düzenlenme bulunmadığı, yorum yolu ile bu sonuca ulaşılamayacağı, bu bakımdan direnme kararının onanması gerektiği ileri sürülmüş ise de, bu görüş Kurul çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir.

Hal böyle olunca Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.

Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.

SONUÇ: Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, karar düzeltme yolu açık olmak üzere 26.04.2017 gününde oyçokluğu ile karar verildi.

Trafik Kazası Sonucu Ölüm Nedeniyle Maddi Tazminat Hesabında


YARGITAY HUKUK GENEL KURULU

Tarih: 02.02.2011 Esas: 2010 / 4-712 Karar: 2011 / 4image22

Trafik Kazası Sonucu Ölüm Nedeniyle Maddi Tazminat Hesabında Dul Eşin Evlenme Şansı Askeri Yüksek İdare Mahkemesince Kullanılan Tablo Esas Alınarak Belirlenmelidir.

Özet:

Dava, trafik kazası nedeniyle desteğin ölümü nedeniyle maddi ve manevi tazminat taleplerine ilişkindir. Destekten yoksun kalan eşin yeniden evlenme olasılığı, zararı azaltan durumlardan sayılmakta, olasılığın oranına göre tazminattan indirim yapılmaktadır. Dul eş dava bitmeden evlenmişse, destek tazminatı, önceki eşin ölüm tarihi ile yeniden evlenme tarihi arasındaki süreye göre hesaplanmalıdır. Çünkü yeniden evlenmekle yeni bir destek bulduğu kabul edilmektedir. Ancak yeni eşin geliri, ölen eşin gelirinden daha düşükse aradaki farkın tazminat olarak ödetilmesi gerekir. Maddi tazminat hesabında dul eşin evlenme şansı Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’nce kullanılan tablo esas alınarak belirlenmelidir. Somut olayda, dul eşin dava tarihindeki yaşı, çocuk sayısı, AYİM tablosu, sosyal ve ekonomik koşullar, ülke ve yöre koşulları dikkate alındığında yeniden evlenme şansı olmadığı sonucuna varılmaktadır. Bu nedenle dul eşin yeniden evlenme şansının bulunmadığı gerekçesiyle tazminattan indirim yapılmaması usul ve yasaya uygundur.

Taraflar arasındaki “Tazminat” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Samsun 1. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce maddi tazminat davasının kabulüne, manevi tazminatın reddine dair verilen 26/06/2008 gün ve 2005/448, 2008/240 sayılı kararın incelenmesi davalılardan …….. Ltd. Şti. ve Hakan vekilleri tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 4. Hukuk Dairesi’nin 07/04/2009 gün ve 2008/12020 E. – 2009/6377 K. sayılı ilamı ile;

(…1- Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı kanıtlarla yasaya uygun gerektirici nedenlere, özellikle delillerin değerlendirilmesinde bir isabetsizlik görülmemesine göre aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları reddedilmelidir.

2- Diğer temyiz itirazlarına gelince;

a) Dava, trafik kazası nedeniyle desteğin ölümünden dolayı uğranılan maddi ve manevi zararın ödetilmesi istemine ilişkindir. Yerel mahkemece maddi tazminat isteminin tümü, manevi tazminat isteminin ise bir bölümü kabul edilmiş; karar, davalılardan ……….. Yapı Malzemeleri Ltd. Şti. ile Hakan tarafından temyiz olunmuştur.

Olay gününde, davacılardan 1962 doğumlu eş Şennur 43, çocukları ise 13, 7 ve 5 yaşlarındadır. Yerel mahkemece, eşin evlenme şansı bulunmadığı gerekçesiyle hesaplanan destekten yoksun kalma zararından herhangi bir indirim yapılmamıştır. Davacı eşin yaşı, çocuk sayısı ve ülke koşulları gözetildiğinde yeniden evlenme şansı bulunduğu kabul edilmelidir. Bu durumda, davacı eşin belirlenecek evlenme şansı oranında indirim yapılması gerekir. Yerel mahkemece açıklanan yönler gözetilmeyerek, davacı eşin evlenme şansı nedeniyle herhangi bir indirim yapılmamış olması usul ve yasaya uygun düşmediğinden kararın bozulması gerekmiştir.

b) Destekten yoksun kalma zararı, ölenin çalıştığı kurumdan aldığı döner sermaye geliri aylık kazancına eklenerek hesaplanmıştır. Döner sermaye geliri, niteliği gereği dağıtıldığı dönemde eylemli olarak çalışan personele gösterdiği başarıma göre yapılan bir ödeme olup sürekliliği bulunmadığından aylık gelir kapsamında düşünülemez ve destekten yoksun kalma zararının hesaplanmasında dikkate alınamaz.

Bu durumda, davacıların desteğinin ölümü nedeniyle sadece onun aylık gelirinden yoksun kaldıkları kabul edilmelidir. Yerel mahkemece açıklanan yönler gözetilerek, desteğin sadece aylık gelirine göre hesaplanacak destekten yoksun kalma zararının ödetilmesine karar verilmesi gerekirken, yerinde olmayan gerekçeyle, yazılı biçimde karar verilmiş olması doğru olmadığından karar bu nedenle de bozulmalıdır.

SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda (2/a ve b) sayılı bentlerde gösterilen nedenlerle BOZULMASINA; öteki temyiz itirazlarının ilk bentteki nedenlerle reddine …) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

Temyiz Eden: Davalı ……….. Yapı Malzemeleri Ltd. Şti. vekili.

HUKUK GENEL KURULU KARARI

Hukuk Genel Kurulu’nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

Dava, ölümlü trafik kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir.

Mahkemece, maddi tazminat isteminin aynen, manevi tazminat isteminin kısmen kabulüne dair verilen karar, davalılar Hakan ve ……….. Yapı Malzemeleri Ltd. Şti. vekilleri tarafından temyizi üzerine, özel dairece; davacı eşin yaşı, çocuk sayısı ve ülke koşulları gözetildiğinde yeniden evlenme şansı bulunduğunun kabul edilmesinin gerektiği, bu durumda, davacı eşin evlenme şansı nedeniyle herhangi bir indirim yapılmamış olmasının usul ve yasaya uygun düşmediği; ayrıca ölenin aldığı döner sermaye gelirinin belirli ve düzenli bir gelir olmadığından yoksun kalınan gelirin içerisine dahil edilmesinin yanlış olduğu gerekçesi ile bozulmuştur.

Yerel mahkeme, davacı kadının yeniden evlenme şansının bulunmadığı, öte yandan döner sermaye gelirinin dairenin kabulünün aksine, memurun başarımına göre ödenen bir gelir olmayıp, memurun konumundan dolayı düzenli olarak ödenen ve dolayısı ile destekten yoksun kalma tazminatı içerisine dahil edilmesi gereken bir alacak olduğu gerekçesi ile ilk hükümde direnilmiş; hükmü temyize davalı ……….. Yapı Malzemeleri Ltd. Şti. getirmiştir.

Özel daire ile yerel mahkeme arasındaki uyuşmazlık; döner sermaye geliri olarak personele yapılan ödemenin sadece çalışanın başarımına göre değil, konumuna göre verilen ve sürekli bir aylık gelir niteliğinde olup olmadığı ve bunun sonucuna göre destekten yoksun kalma tazminatının hesaplanmasında dikkate alınıp alınamayacağı ile davacı eşin yaşı, çocuk sayısı ve ülke koşulları gözetildiğinde yeniden evlenme şansının bulunup bulunmadığı noktalarında toplanmaktadır.

I- Döner sermaye gelirinin destekten yoksun kalma tazminatı hesabında dikkate alınıp alınamayacağı sorunu:

Öncelikle zarar ve tazminat kavramları hakkında kısa bir açıklama yapılmasında yarar vardır.

Hemen belirtilmelidir ki, kaynağı veya hukuki sebebi ne olursa olsun, zarar kavramı, zarar görenin mal veya manevi varlığındaki bir azalmayı; zararın tazmini ise, eğer zarar oluşmasaydı zarar görenin malvarlığı hangi halde olacak idiyse, o halin yeniden sağlanmasını ifade eder.

Doğaldır ki; kaynağına, sebebine ve her somut olayda farklı şekillerde gündeme gelebilecek benzeri ölçütlere göre, hem zararın nitelik ve kapsamı ve hem de tazmini, her olayın kendine özgü yapısı içerisinde, değişen bir özellik gösterecektir. Dolayısıyla, zarar verenin tazminat yükümlülüğü belirlenirken, zarar görenin malvarlığının zararın doğumundan önceki hale getirilmesinin sağlanması esas tutulmalı; bunu tam olarak sağlayacak, diğer bir değişle gerçek zararı gidermeye yeterli olacak miktarda tazminata hükmedilmeli; tazminat miktarı, zarar görenin malvarlığında zarardan önceki duruma göre bir artış sağlamamalı, ancak azalmaya da neden olmamalıdır.

Nitekim, açıklanan ilkeler, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 10.12.2003 gün ve E: 2003/754 K: 2003/749 sayılı ilamında da benimsenmiştir.

İsviçre Federal Mahkemesi de malvarlığının şimdiki durumu ile zarar verici olay meydana gelmeseydi içinde bulunacak olduğu durum arasındaki farkın zararı meydana getireceğini açıklamaktadır (BGE 116 II 444; 115 II 481; 104 II 199; 97 II 176; 87 II 291 (=Pra. 51, Nr. 29) 64 II 138; Aynı Yönde Merz, H.Schweizerisches Privatrecht, Sechster Band: Obligationenrecht, Allgemeiner Teil, Erster Teilband, Basel und Frankfurt am Main 1984, Oftinger K/Stark E.W 2, N. 9; Oğuzman M.K./Öz M.T. Borçlar Hukuku Genel Hükümler İstanbul 1995 s. 528, 529, 546; Tekinay S.S./Akman S./Burcuoğlu H./Altop A., Borçlar Hukuku Genel Hükümler, 7. Baskı, İstanbul 1993 s. 602; Tandoğan H., Türk Mesuliyet Hukuku, Akit Dışı ve Akdi Mesuliyet Ankara 1961 s. 265).

Ölene ait gelirin tespitinde, her şeyden önce ölenin hak sahiplerine yapacağı farzolunan yardımın devam edeceği (zarar süresi) zaman içindeki meslek içi ve meslek dışı her türlü geliri ile mali imkanları buna dahil edilmelidir. Ancak, bu gelirlerin yasal yollardan elde edilmesi gerekir.

Sağlık Bakanlığına Bağlı Sağlık Kurumları ile Esenlendirme (Rehabilitasyon) Tesislerine Verilecek Döner Sermaye Hakkındaki 209 Sayılı Kanun’un 2. maddesi;

“Döner sermaye, kurumların kârları ile bağışlardan ve Devlet yardımlarından teşekkül eder.

Çeşitli kaynaklardan elde edilen miktarlarla bütçe yılı sonlarında bilançolarla tesbit edilecek safi kârlar, döner sermaye birinci maddedeki miktara baliğ oluncaya kadar sermayeye eklenir ve fazlası Hazine’ce irat kaydedilir”

Şeklindeki hükümle döner sermaye gelirinin oluşum şeklini açıklamıştır.

Aynı kanunun 5. maddesinin 3. ve devamı fıkralarında, (Ek fıkra: 07/03/2006-5471/1 md.) (Değişik ibare: 30/07/2010-5947/1 md.)

“Personelin katkısıyla elde edilen döner sermaye gelirlerinden, döner sermayeli sağlık kurum ve kuruluşlarında görevli olan memurlar ile bu kurum ve kuruluşlarda 10/07/2003 tarihli ve 4924 Sayılı Kanun uyarınca sözleşmeli olarak istihdam edilen sağlık personeline ve 13/12/1983 tarihli ve 181 sayılı Sağlık Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’nin ek 3’üncü maddesine göre istihdam edilen sözleşmeli personele mesai içi veya mesai dışı ayrımı yapılmaksızın ek ödeme yapılabilir. Sağlık kurum ve kuruluşlarında bakanlıkça belirlenen hizmet sunum şartları ve kriterleri de dikkate alınmak suretiyle, bu ödemenin oranı ile esas ve usûlleri; personelin unvanı, görevi, çalışma şartları ve süresi, hizmete katkısı, performansı, “tetkik, eğitim-öğretim ve araştırma faaliyetleri” ile muayene, ameliyat, anestezi, girişimsel işlemler ve özellik arz eden riskli bölümlerde çalışma gibi unsurlar esas alınarak Maliye Bakanlığı’nın uygun görüşü üzerine Sağlık Bakanlığı’nca çıkarılacak yönetmelikle belirlenir.

“(Ek fıkra: 07/03/2006-5471/1 md.) (Değişik fıkra: 30/07/2010-5947/1 md.) Personelin katkısıyla elde edilen döner sermaye gelirlerinden personele bir ayda yapılacak ek ödemenin tutarı, ilgili personelin bir ayda alacağı aylık (ek gösterge dahil), yan ödeme ve her türlü tazminat (makam, temsil ve görev tazminatı ile yabancı dil tazminatı hariç) toplamının; klinik şefleri ve şef yardımcıları ile uzman tabip kadrosuna atanan profesör ve doçentlerde yüzde 800’ünü, uzman tabip ve tıpta uzmanlık mevzuatında belirtilen dallarda bu mevzuat hükümlerine göre uzman olanlar ile uzman diş tabiplerinde yüzde 700’ünü, pratisyen tabip ve diş tabiplerinde yüzde 500’ünü, idari sağlık müdür yardımcısı, hastane müdürü ve eczacılarda yüzde 250’sini, başhemşirelerde yüzde 200’ünü, diğer personelde ise yüzde 150’sini geçemez. İşin ve hizmetin özelliği dikkate alınarak yoğun bakım, doğumhane, yeni doğan, süt çocuğu, yanık, diyaliz, ameliyathane, enfeksiyon, özel bakım gerektiren ruh sağlığı, organ ve doku nakli, acil servis ve benzeri sağlık hizmetlerinde çalışan personel için yüzde 150 oranı, yüzde 200 olarak uygulanır. Nöbet hizmetleri hariç olmak üzere mesai saatleri dışında gelir getirici çalışmalarından doğan katkılarına karşılık olarak tabip, diş tabibi ve tıpta uzmanlık mevzuatına göre uzman olanlara bu fıkradaki oranların yüzde 30’unu, diğer personele yüzde 20’sini geçmeyecek şekilde ayrıca ek ödeme yapılır. Sözleşmeli olarak istihdam edilen personele yapılacak ek ödemenin tutarı ise, aynı birimde aynı unvanlı kadroda çalışan ve hizmet yılı aynı olan emsali personel esas alınarak belirlenir ve bunlara yapılacak ek ödeme hiçbir şekilde emsaline yapılabilecek ek ödeme üst sınırını geçemez.”

“(Ek fıkra: 07/03/2006-5471/1 md.) Personelin katkısı ile elde edilen döner sermaye gelirlerinden, o birimde görevli personele yapılacak ek ödeme toplamı, ikinci ve üçüncü basamak sağlık kurumlarında, ilgili birimin cari yıldaki döner sermaye gelirinin yüzde 50’sini, birinci basamak sağlık kuruluşlarında ise, ilgili birimin carî yıldaki döner sermaye gelirinin yüzde 65’ini aşamaz.”

“(Ek fıkra: 07/03/2006-5471/1 md.) Sağlık Bakanlığı’na bağlı döner sermaye işletmeleri, sağlık hizmetlerinin iyileştirilmesi, kaliteli ve verimli hizmet sunumunun teşvik edilmesi, sağlık kurum ve kuruluşlarının kendi imkânlarıyla karşılayamadıkları ihtiyaçların giderilmesi, eğitim, araştırma ve geliştirme faaliyetlerinin desteklenmesi, birinci basamak sağlık kuruluşlarının desteklenmesi ve bakanlık merkez teşkilatında görev yapan memurlar ile sözleşmeli personele ek ödemede bulunulması amacıyla bakanlıkça yapılacak giderlere iştirak etmek için aylık gayrisafi hasılattan aylık tahsil edilen tutarın yüzde 2’sini geçmemek üzere Sağlık Bakanlığı’nca belirlenecek oranı Bakanlık Döner Sermaye Merkez Saymanlığı hesabına aktarırlar. Bu hesapta toplanacak tutarların dağılım ve harcanmasına ilişkin kriterler ile personele yapılacak ek ödemenin oran, esas ve usûlleri Maliye Bakanlığı’nın uygun görüşü üzerine Sağlık Bakanlığı’nca belirlenir. Personele yapılacak ek ödemenin tutarı, en yüksek Devlet memuru aylığının (ek gösterge dahil) yüzde 200’ünü geçemez. Ek ödeme tutarı; görev yapılan birim ve iş hacmi, görevin önem ve güçlüğü, çalışma süresi, personelin sınıfı, kadro unvanı, derecesi ve atanma biçimi gibi kriterler ile personele aylık ve özlük hakları dışında ilgili mevzuatına göre yapılan diğer ilave ödemeler dikkate alınarak belirlenir. Merkez teşkilatında görev yapan personele bu fıkra kapsamında yapılacak toplam ek ödeme, döner sermaye işletmelerinden carî yılda aktarılan tutarın yüzde 50’sini geçemez ve bu ödemeler gelir vergisine tabi tutulmaz.”

“(Ek fıkra: 07/03/2006-5471/1 md.; Değişik yedinci fıkra: 30/01/2010-5947/1 md.) 04/11/1981 tarihli ve 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu’nun 38’inci maddesine göre Sağlık Bakanlığı merkez teşkilatı ve bağlı sağlık kurum ve kuruluşlarında görevlendirilenler, aynı maddede belirtilen ilave ödemelerden yararlanmamak kaydıyla, bakanlık merkez veya bağlı sağlık kurum ve kuruluşlarında görev yaptıkları unvan için belirlenen ek ödemeden faydalandırılır. Sağlık kurum ve kuruluşlarında ihtiyaç duyulması halinde, ilgilinin isteği ve kurumlarının muvafakatiyle diğer kamu kurum ve kuruluşlarında görevli sağlık personeli haftanın belirli gün veya saatlerinde veyahut belirli vakalar ve işler için görevlendirilebilirler. Yıl veya ay itibarıyla belirli bir süre için görevlendirme halinde bu kişilere, sadece görevlendirildikleri sağlık kuruluşundaki döner sermaye işletmesinden ödeme yapılır. Belirli bir vaka ve iş için görevlendirilenlere ise, kadrosunun bulunduğu kurumdaki döner sermaye işletmesinden yapılan ödemenin yanı sıra, katkı sağladıkları vaka ve iş dolayısıyla görevlendirildiği sağlık kuruluşundaki döner sermaye işletmesinden, üçüncü ve dördüncü fıkra esasları çerçevesinde ve toplamda tavan oranları geçmemek üzere döner sermayeden ek ödeme yapılır. Bu görevlendirmeye ilişkin usul ve esaslar Sağlık Bakanlığı’nca belirlenir.”

“(Ek fıkra: 07/03/2006-5471/1 md.) Birinci basamak ve koruyucu sağlık hizmetlerinin geliştirilmesi ve bölgelerarası gelişmişlik farklarının giderilmesi amacıyla, döner sermayeli işletmelerden uygun görülenlerin merkeze aktaracağı payı yüzde 4’e kadar yükseltmeye Sağlık Bakanı yetkilidir. 24/11/2004 tarihli ve 5258 sayılı Aile Hekimliği Pilot Uygulaması Hakkında Kanun kapsamında, aile hekimliği uygulamasına geçilen illerde, il sağlık müdürlüğü ve birinci basamak sağlık hizmeti sunan kurum ve kuruluşlarda çalışan personele (aile hekimi ve aile sağlığı elemanı olarak çalışanlar hariç) merkeze aktarılan yüzde 2 oranına kadar olan paya ilave olarak alınacak paydan karşılanmak ve unvanlarına göre dördüncü fıkrada belirtilen oranları geçmemek üzere Maliye Bakanlığı’nın uygun görüşü üzerine Sağlık Bakanlığı’nca çıkarılacak yönetmelikle belirlenecek esas ve usûllere göre ek ödeme yapılabilir. Merkeze aktarılan yüzde 2 oranına kadar olan paya ilave olarak alınacak tutarlar, bu fıkrada belirtilen amaçlar dışında kullanılamaz.”

“(Ek fıkra: 07/03/2006-5471/1 md.) Döner sermayeli işletmelerin malî imkânı elverişli olanlarından, malî durumu yetersiz olanlara karşılıksız veya borç olarak kaynak aktarmaya Sağlık Bakanı yetkilidir.”

Şeklindeki hükümler ile ödeme usullerini açıklamış ve bu konuda bir yönetmelik çıkarılmasını öngörmüştür.

12.05.2006 gün 26166 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Sağlık Bakanlığına Bağlı Sağlık Kurum ve Kuruluşlarında Görevli Personele Döner Sermaye Gelirlerinden Ek Ödeme Yapılmasına Dair Yönetmeliğin amacını belirleyen 1. maddesinde; yönetmeliğin amacı, Sağlık Bakanlığı’na bağlı sağlık kurum ve kuruluşlarında, bakanlıkça belirlenen hizmet sunum şartları ve kriterleri dikkate alınmak suretiyle, personelin unvanı, görevi, çalışma şartları ve süresi, hizmete katkısı, performansı, (Değişik ibare: 30/07/2010-27657 S.R.G.Yön./1. mad.) eğitim, öğretim, inceleme ve araştırma faaliyetleri ile yapılan muayene, ameliyat, anestezi, girişimsel işlemler ve özellik arz eden riskli bölümlerde çalışma gibi unsurlar esas alınarak, döner sermayeden yapılacak ek ödemenin oran, usul ve esaslarını belirlemek, sağlık hizmetlerini iyileştirmek, kaliteli ve verimli hizmet sunumunu teşvik etmek olarak belirlenmiştir.

Gerek kanun, gerekse yönetmelik hükümleri dikkate alındığında; döner sermaye ödemesine tabi personelin unvanı, görevi, çalışma şartları ve süresi, hizmete katkısı, performansı, eğitim, öğretim, inceleme ve araştırma faaliyetleri ile yapılan muayene, ameliyat, anestezi, girişimsel işlemler ve özellik arz eden riskli bölümlerde çalışma gibi unsurlara bağlı olarak çalıştığı sürece yapılan sürekli bir ödeme olduğu görülmektedir (Aynı yönde Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 06.10.2010 gün ve 2010/4-453 E. – 2010/476 K. sayılı ilamı). Burada önemli olan, ölen yerine eylemli olarak geçen kişinin aynı şekilde bir döner sermaye geliri elde edip etmediğidir. Eğer, ölen yerine geçip aynı işi yapan kişi, burada çalışmaktan ve işyerindeki konumundan dolayı bir döner sermaye geliri elde ediyorsa, ölenin emsalinin aldığı kadar döner sermaye gelirinin murisin gelirine dahil edilmesi gerekir.

Bu çerçevede somut olay değerlendirildiğinde:

Davacının desteği Turgut, Sağlık Bakanlığı’na bağlı Samsun Devlet Hastanesi’nde ambülans şoförü olarak görev yapmakta iken 01/08/2005 tarihinde meydana gelen kazada vefat etmiştir. Kaza, davalı Hakan’ın Samsun’dan 19 Mayıs ilçesine doğru seyir halinde iken, araç hakimiyetini kaybedip orta refüjdeki elektrik direğine çarpması sonucunda kırılıp yola düşmesi ve davacı desteği Turgut’un de idaresindeki 55 XX XXX araçla devrilen direğe çarpması şeklinde gerçekleşmiştir. Bu kaza sonucunda, davalıların kusurlu hareketi nedeniyle davacıların miras bırakanının ölümüne neden oldukları ve davacıların ölenin desteğinden yoksun kaldıkları ve tazminat takdiri gerektiği dosya kapsamıyla belirlenmiş olup; bozma ve direnme kararlarının kapsamı itibariyle uyuşmazlık konusu da değildir. Uyuşmazlık tazminatın hesabı noktasındadır.

Samsun Devlet Hastanesi’nden gelen ve 2005 yılı Ocak ayı ile 2007 yılı Aralık ayını kapsayan dönemde emsalin aldığı maaş ve döner sermaye gelirini belirten liste incelendiğinde; ölen yerine eylemli olarak geçen kişinin aynı şekilde bir döner sermaye geliri elde ettiği, ölenin emsalinin aldığı kadar döner sermaye gelirinin murisin gelirine dahil edilmesi gerektiği, böylece davacıların murislerinin alması gereken döner sermaye gelirlerinden mahrum kaldıkları ve bu gelirlerin de davacıların zararları içerisine dahil olduğu, meydana gelen olay nedeniyle murisin ve dolayısı ile davacıların malvarlığında meydana gelecek artışın engellendiği kabul edilerek, istemin kabulüne karar verilmesi gereklidir.

Bu nedenledir ki, mahkemece açıklanan şekilde döner sermaye gelirinin murisin gelirine dahil edilerek, destekten yoksun kalma zararının hesaplanmasında usul ve yasaya aykırı bir yön olmayıp, bu kısma ilişkin direnme kararının onanması gerekir.

II- Davacı eşin yaşı, çocuk sayısı ve ülke koşulları gözetildiğinde yeniden evlenme şansının bulunup bulunmadığı sorunu;

Destekten yoksun kalan eşin yeniden evlenme olasılığı, zararı azaltan durumlardan sayılmakta; olasılığın oranına göre tazminattan indirim yapılması gerekmektedir.

Dul eş dava bitmeden evlenmişse, destek tazminatı, önceki eşinin ölüm tarihi ile yeniden evlenme tarihi arasındaki süreye göre hesaplanması gerekir. Çünkü, yeniden evlenmekle yeni bir destek bulduğu kabul edilmektedir. Şu kadar ki, ölen eşinin gelir durumuna oranla, yeni eşinin geliri daha düşükse, aradaki farkın tazminat olarak ödetilmesi gerekir.

Dul kalan eşin yeniden evlenme şansının belirlenmesinde aile bağlarına, sosyal ve ekonomik durumuna, kişiliğine, çocuk sayısına, ülke şartlarına ve yörenin töresel koşullarına bakılarak bir sonuca varılması gerekir. Bu hususta, gerektiğinde konusunun uzmanı bilirkişilerin görüş ve düşüncesine de başvurulabilir.

Uygulamada, dul eşin yeniden evlenme şansının belirlenmesinde daha çok, hazır tablolardan yararlanılmaktadır. En sık başvurulan İsviçreli Hans Moser’in tablosu ile Askeri Yüksek İdare Mahkemesi tarafından kullanılan tablodur. Moser’in tablosu 1940’dan önceye ait olup, günümüz koşullarına ve ülkemiz şartlarına uyduğu söylenemez. Gene, İsviçre kaynaklı Stauffer/Schaetzle tablosu daha yakın tarihli ise de, bu tablonun da Türkiye koşulları dikkate alınarak hazırlanmadığı açıktır. Bu durumda, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi tarafından kullanılan tablonun mevcut koşullarda ülkemiz koşullarına daha çok uyumlu olduğu değerlendirilebilir.

Kaza 01/08/2005 tarihinde meydana gelmiş; dava da 26/08/2005 tarihinde açılmıştır. Davacılardan 1962 doğumlu eş Şennur bu tarihte 43, çocukları ise 13, 7 ve 5 yaşlarındadır. Karar tarihi itibarı ile; davacı kadın 49, çocukları 19, 13 ve 11 yaşlarındadır. Dosya kapsamına göre kadının halen evlenmediği ve dul olduğu anlaşılmaktadır.

Askeri Yüksek İdare Mahkemesi tarafından kullanılan tabloya göre, 41-50 yaş aralığındaki dul eşin evlenme şansı % 2 olup, AYİM uygulamasında 18 yaşından küçük her bir çocuk için evlenme şansından % 5 indirim yapılması gerekir. Davacı dul eşin dava tarihindeki yaşı, çocuk sayısı, AYİM tablosu, sosyal ve ekonomik durumu ile ülke ve yöre koşulları dikkate alındığında, yeniden evlenme şansının bulunmadığı sonuç ve kanaatine varılmıştır.

Bu nedenle, dul eşin yeniden evlenme şansının bulunmadığı gerekçesi ile tazminattan bir indirime gidilmesine yer olmadığına ilişkin direnme usul ve yasaya uygun bulunduğundan, direnme kararı bu yönüyle de onanmalıdır.

SONUÇ: Yukarıda (I) ve (II). bölümlerde açıklanan nedenlerle davalı ………. Ltd. Şti. vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile direnme kararının;

1- Destekten yoksun kalma tazminatı hesabında döner sermaye gelirinin de dikkate alınması gerektiğine ilişkin kısmının oyçokluğu ile,

2- Davacı dul eşin yeniden evlenme şansının bulunmadığına ilişkin kısmının ise oybirliği ile,

ONANMASINA, aşağıda dökümü yazılı (2.448,86.-TL) ilam harcının temyiz edenden alınmasına, istek halinde 17.15.-TL maktu harcın davalı Hakan’a iadesine, 02.02.2011 gününde oyçokluğu ile karar verildi.

Trafik Kazası Sonucu Ölen Kısmi Kusurlu Sürücünün Yakınları


YARGITAY HUKUK GENEL KURULU

Tarih: 15.06.2011 Esas: 2011 / 17-142 Karar: 2011 / 411image23

Trafik Kazası Sonucu Ölen Kısmi Kusurlu Sürücünün Yakınları Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortacısından Destek Tazminatı İsteyebilirler.

Özet:

Davacılar, davalı şirkete zorunlu mali sorumluluk sigortası ile sigortalanan aracın sürücüsü olan desteklerinin ölümü nedeniyle destekten yoksun kalma tazminatı talebinde bulunmuşlardır. Araç sürücüsünün desteğinden yoksun kalanların isteyebilecekleri destekten yoksun kalma tazminatlarının kapsam dışında olduğuna ilişkin bir düzenleme bulunmamaktadır. Sürücünün desteğinden yoksun kalanların üçüncü kişi olduğu kabul edilmektedir. Dosya kapsamından, desteğin ölümü ile sonuçlanan trafik kazasında desteğin 6/8 oranında kusurlu olduğu anlaşılmaktadır. Destekten yoksun kalma tazminatı desteğin mirasçı olarak geride bıraktığı kişilere değil, desteğinden yoksun kalanlara aittir. Destekten yoksun kalma tazminatını mirasçılar dışındaki kişiler de isteyebilirler. Üçüncü kişi sıfatıyla dava açan davacılar, trafik kazasında kısmi kusurlu olan desteklerinin sürücüsü olduğu aracın zorunlu mali sorumluluk sigortacısından destek tazminatı isteyebilirler. 

Taraflar arasındaki “Tazminat” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Ankara 3. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce davanın kabulüne dair verilen 09.04.2009 gün ve 2008/109 E., 2009/144 K. sayılı kararın incelenmesi davalı şirket vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 17. Hukuk Dairesi 22.12.2009 gün, 2009/6687 E. – 8729 K. sayılı ilamıyla hüküm;

(… Davacılar vekili, davacıların murisi Nihat’ın davalı şirkete zorunlu mali sorumluluk sigorta poliçesi ile sigortalı aracın sürücüsü olduğunu, meydana gelen trafik kazasında öldüğünü, davacıların desteklerini kaybettiklerini belirterek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere 6.500,00.-YTL tazminatın 11.02.2008 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile davalıdan tahsilini talep etmiş, 19.06.2008 tarihli dilekçesi ile talebini tüm davacılar için toplam 80.000,00.-YTL olarak ıslah etmiştir.

Davalı vekili, müvekkili şirketin davacıların murisinin sürücüsü olduğu aracın zorunlu mali sorumluluk sigorta şirketi olduğunu ve işletenin üçüncü şahıslara verdiği zararı üstlendiğini, davacıların sürücünün kusurundan yararlanamayacağını, davanın reddini savunmuştur.

Mahkemece toplanan deliller ve benimsenen bilirkişi raporuna göre, davacı Meryem için 31.078,80.-YTL, Batuhan için 4.393,88.-YTL, Barış için 7.928,68.-YTL, Naim için 2.348,18.-YTL, Huriye için 2.538,36.-YTL olmak üzere toplam 48.287,90.-YTL için kısmen kabulüne, 11.02.2008 tarihinden itibaren avans faiz uygulanmasına karar verilmiş, hüküm davalı sigorta şirketi vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Dava, destekten yoksun kalma tazminatı istemine ilişkindir.

2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 91/1. maddesinde, işletenlerin, bu kanunun 85/1. maddesine göre olan sorumluluklarının karşılanmasını sağlamak üzere mali sorumluluk sigortası yaptırmaları zorunludur”, aynı yasanın 85/1. maddesinde, “bir moturlu aracın işletilmesi bir kimsenin ölümüne veya yararlanmasına yahut bir şeyin zarara uğramasına sebep olursa, araç işletenin bu zarardan sorumlu olacağı”, aynı yasanın 85/son maddesinde ise, “işleten ve araç işleticisi teşebüsün sahibi, aracın sürücüsünün veya aracın kullanılmasına katılan yardımcı kişilerin kusurdan kendi kusuru gibi sorumludur” hükümlerine yer verilmiş, Karayolları Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları’nın A-1 maddesinde de, “sigortacı bu poliçede tanımlanan motorlu aracın işletilmesi sırasında bir kimsenin ölümüne veya yaralanmasına veya bir şeyin zarara uğramasın sebebiyet verilmesinden dolayı 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’na göre işletene düşen hukuki sorumluğu, zorunlu sigorta limitlerine kadar temin eder” şeklinde ifade edilmiş, 86. maddesinde ise, işleten veya araç işleticisinin bağlı olduğu teşebbüs sahibi kendisinin veya eylemlerinden sorumlu tutulduğu kişilerin kusuru bulunmaksızın ve araçtaki bir bozukluk kazayı etkilememiş olmaksızın kazanın bir mücbir sebepten veya zarar görenin veya bir üçüncü kişinin ağır kusurundan ileri geldiğini ispat ederse sorumluluktan kurtulur hükmü ile işletenin ve dolayısıyla onun sorumluluğunu üstlenen zorunlu mali sorumluluk sigortacısının sorumluluktan kurtulma halleri düzenlenmiştir.

BK’nun 44. maddesi hükmüne göre ise, zarar gören taraf zararın doğmasına veya zararın artmasına sebep olmuş ise, hakim zarar ve ziyan miktarını tenkis yahut zarar ve ziyan hükmünden sarfınazar edebilecektir.

Diğer yandan, aynı kanunun 92. md.de Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası’nın kapsamı dışında kalan hususlar sıralanmış olup, 92/a maddesinde, “işletenin eylemlerinden sorumlu tutulduğu kişilere karşı yöneltilebileceği talepler 92/b maddesinde, ise işletenin eşinin usul ve fürunun kendisini evlat edinme ilişisi ile bağlı olanların ve birlikte yaşadığı kardeşlerinin mallarına gelen zararlar nedeniyle ileri sürebilecekleri taleplerinin Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası kapsamı dışında kaldığı belirtilmiştir. Keza bu maddeye paralel olarak Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları’nın A-3 maddesinde, teminat kapsamı dışında kalan hususlar düzenlenmiştir.

Talep edilen destek zararı, ölenin değil 3. kişilerin üzerinde doğan dolaylı ve yansıma yolu ile meydana gelen zarardır. Yukarıda açıklanan yasal düzenlemelerde işletenin yakınlarının uğradıkları destek zararlarının trafik sigortacısının sorumluluğu kapsamı dışında kaldığı açıkça düzenlenmemiş olmakla birlikte yansıma yoluyla zarar görmüş olan destek tazminatı isteyenlerin kendisine destek sağlayan kişinin sahip olduğu haktan fazlasına sahip olmaları mümkün değildir.

BK’nun 44/I. maddesi uyarınca, hiç kimse kendi kusurundan yararlanamaz ilkesine dayanmaktadır. Zararın artmasına veya doğmasına sebep olan kişi sonuçlarına katlanmalıdır. Borçlar Yasası 51/2. maddesi hükmüne göre de, öncelikle haksız fiil sorumlusuna zararın tümü yüklenmiş bulunmaktadır. Diğer bir deyişle, nasıl ki desteğin ölümü sebebiyle meydana gelen zararın yansıma yoluyla destek görenleri de etkilediği kabul ediliyorsa desteğin kusurlu davranışları da aynı şekilde destek görenlere yansır.

Hal böyle olunca; Borçlar Yasası 44. madde hükümlerine göre, işletenin destek sağlayan kişiye karşı ileri sürebileceği def’ileri, destekten yoksun kalanlara karşı da ileri sürebilecek olmasına göre işleten dolayısı ile sigorta zararın oluşumunda sürücünün de birlikte kusurlu olduğunu ileri sürebilecektir.

Somut olayda; davacıların mirasbırakanları sürücü meydana gelen trafik kazasında % 75, kazaya karşın dava dışı diğer araç sürücüsü ise, % 25 kusurlu olup, destek tazminatı istemi mirasbırakının idaresinde bulunan aracın trafik sigortacısına karşı yöneltilmiştir. Halbuki dava, dava dışı araç sürücüsünün, işleteninin ve sigortacısının sorumlu olması gerektiği halde, davalı sigorta şirketi destek tazminatı ile sorumlu tutulmuş olması, yukarıda açıklanan yasal düzenlemeler ve ilkeler karşısında, olayda işletene atfedilecek işletme kusuru yoksa, işletene dolayısıyla onun sorumluluğunu üstlenen sigortanın da sorumluluğundan söz edilemiyeceğine göre, davanın reddine karar vermek gerekirken, sigortanın tazminatla sorumlu tutulması isabetli değildir…) gerekçesi ile bozularak, dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

Temyiz Eden: Davalı şirket vekili.

HUKUK GENEL KURULU KARARI

Hukuk Genel Kurulu’nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve direnme kararının verildiği tarih itibariyle H.U.M.K. 2494 Sayılı Yasa ile değişik 438/II. fıkrası hükmü gereğince duruşma isteğinin reddine karar verilip dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

Dava, davalı şirkete zorunlu mali sorumluluk sigortası ile sigortalanan aracın sürücüsü olan davacıların desteklerinin ölümü nedeniyle destekten yoksun kalma tazminatına ilişkindir.

Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş; davalı şirketin temyizi üzerine özel dairece yukarıya metni aynen alınan gerekçe ile hüküm bozulmuşsa da, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık, Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası ile sigortalı aracın sürücüsü olan davacıların desteğinin 6/8 oranında asli kusurlu olduğu trafik kazası neticesinde ölümü olayında, kullandığı araç sigortacısından destek tazminatı isteyip isteyemeyeceği noktasında toplanmaktadır.

2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun (KTK) 85. maddesi işleten ve araç işleticisinin bağlı bulunduğu teşebbüs sahibinin hukuki sorumluluğunu düzenlemiştir. Motorlu araçların işletilme tehlikesine karşı zarar gören üçüncü şahısları korumak amacıyla getirilmiş bulunan bu düzenleme ile öngörülen sorumluluğunun bir kusur sorumluluğu olmayıp, sebep sorumluluğu olduğu ve araç işletenin sorumluluğunun sebep sorumluluğunun ikinci türü olan tehlike sorumluluğu olduğu hususu bilimsel ve yargısal içtihatlarla kabul edilmektedir (Bkz. Prof. Dr. Fikret Eren, Borçlar Hukuku, 9. Bası, syf. 631 vd.; Prof. A.Kılıçoğlu, Borçlar Hukuku Genişletilmiş 10. Baskı, syf. 264 vd.).

Değinildiği üzere yasanın 85. maddesinde işletenin nelerden sorumlu olduğu öngörülmüş, 86. maddede ise sorumluluktan kurtulma ve sorumluluğu azaltma koşulları düzenlenmiştir. Söz konusu düzenlemeye göre araç işleteni veya araç işleteninin bağlı bulunduğu teşebbüs sahibi, kendisinin veya eylemlerinden sorumlu tutulduğu kişilerin kusuru bulunmaksızın ve araçtaki bozukluk kazayı etkilemiş olmaksızın kazanın bir mücbir sebepten veya zarar görenin veya üçüncü kişinin ağır kusurundan ileri geldiğini ispat ederse sorumluluktan kurtulabilecek, sorumluluktan kurtulamayan işleten veya araç işleticisinin bağlı olduğu teşebbüs sahibi ise kazanın oluşunda zarar görenin kusurunun bulunduğunu ispat ederse, hakim, durum ve şartlara göre tazminat miktarını indirebilecektir.

Madde metninden de açıkça anlaşılacağı üzere yasa koyucu zarar görenin kusuru nispetinde indirim yapılabileceğini öngörmüş ve indirimi zorunlu tutmayarak hakimin takdirine bırakmıştır. Nitekim doktrinde de bu husus kabul edilmektedir (Bkz. Prof. Dr. Ergün A. Çetingil ve Prof. Dr. Rayegan Kender’e 50. Birlikte Çalışma Yılı Armağanı, Prof. Dr. S.Ünan, syf. 1180).

2918 sayılı KTK’nun 91. maddesiyle de işletenin 85. maddenin birinci fıkrasına göre olan sorumluluklarının karşılanmasını sağlamak üzere mali sorumluluk sigortası yaptırma zorunluluğu getirilmiş, aynı yasanın 92. maddesinde ise zorunlu trafik sigortacısının hangi zararlardan sorumlu olmadığı örnekseme yoluyla değil, tek tek ve tahdidi olarak sayılmış bulunmaktadır.

Üzerinde durulması gereken bir husus da sebep sorumluluğunun öngörülme nedenleridir. Özellikle endüstri devrimiyle birlikte ortaya çıkan teknik buluşlar ve makineleşme zarar tehlikesini arttırmış ve artan bu zarar tehlikesini önlemek için kusura dayanan sorumluluğun her zaman yeterli olmayacağı öngörülerek tehlikeli faaliyette bulunanların sebep oldukları zararları gidermesi kabul edilmiştir (Bkz. Prof. Dr. Fikret Eren, a.g.e, syf. 449 vd.).

Yukarıda da belirtildiği üzere işletenin ve dolayısıyla işletenin hukuki sorumluluğunu üstlenen zorunlu sigortacının sorumluluğu da bu kapsamda bir sorumluluk türünü oluşturan tehlike sorumluluğu olduğundan uyuşmazlıkların buna göre değerlendirilmesi gerekeceği tabiidir. Bu noktada üzerinde durulması gereken en önemli hususlardan birisi de KTK’nun 92. maddesinin (b) fıkrası hükmüdür. Söz konusu hükümle yasa koyucu bir tehlike sorumlusu olan işletenin eşinin, usul ve füruunun, kendisine evlat edinme ilişkisi ile bağlı olanların ve birlikte yaşadığı kardeşlerinin mallarına gelen zararların zorunlu sigortacıdan istenemeyeceği ve dolayısıyla işletenin anılan yakınlarının ölüm ve yaralanmaları halinde bundan kaynaklanan zararlarının zorunlu sigorta kapsamında olduğunu kabul etmekte ve bir tehlike sorumlusunun yakınlarının dahi belirtilen anlamda sigorta kapsamında olduğunu benimsemektedir.

Hem bu olgu ve hem de yasanın kapsam dışılığını düzenleyen 92. maddesinde araç şoförünün desteğinden yoksun kalanların isteyebileceği tazminatların kapsam dışı olduğuna dair bir düzenlemeye yer verilmediğinden, sürücünün desteğinden yoksun kalanların üçüncü kişi olduğunun kabulü gerekir ki, zaten bu hususta yerel mahkeme ile özel daire arasında bir görüş ayrılığı da söz konusu değildir. Doktrinde de sürücünün desteğinden yoksun kalanların üçüncü kişi olduğu kabul edilmektedir (Bkz. Dr. Ergün A. Çetingil ve Prof. Dr. Rayegan Kender’e 50. Birlikte Çalışma Yılı Armağanı – 2007, syf. 1172 vd. – Dr. S. Arkan, Sigorta Hukuk Dergisi C. 1, Sayı 3-4, S. 260).

Bu halde üzerinde durulması gereken en önemli husus, araç şoförünün kazanın meydana gelmesinde tam veya kısmi kusurlu olmasının, üçüncü kişi durumunda bulunan desteğinden yoksun kalanlara karşı ileri sürülüp sürülemeyeceğidir.

Bilindiği üzere sürücünün trafik kazasının oluşmasında kusurlu bulunması durumunda zarar görenin BK. md. 41’e göre sürücüye, KTK md. 85/1 hükmünce de motorlu araç işletenine karşı dava açabilecektir. Sürücü ile araç işletenin sorumluluğu BK. md. 51 anlamında dayanışmalıdır.

Konuyu aydınlatmak açısında öncelikle destekten yoksun kalma tazminatının hukuki niteliğinin ne olduğu hususu üzerinde durulmalıdır. Zira bu hak miras yoluyla geçen bir hak ise doğal olarak bu yöndeki savunmalar ölenin desteğinden yoksun kalanlara karşı ileri sürülebilecektir.

Ancak bu hak miras yoluyla geçen bir hak olmayıp, bilimsel ve yargısal içtihatlarda kabul edildiği üzere destekten yoksun kalanın şahsında doğrudan doğruya doğan, asli ve bağımsız bir talep hakkı ise ne olacaktır?

Bu husus Hukuk Genel Kurulu görüşmeleri sırasında tartışılmış ve sonuç olarak davacıların ölenin mirasçısı olarak değil, destekten yoksun kalan üçüncü kişi sıfatıyla dava açtığı hususunda görüş birliğine varılmıştır.

Konuyu açmak gerekirse; bilindiği gibi Borçlar Kanunu’nun 45/III. maddesine göre destekten yoksun kalma tazminatı desteğin mirasçısı olarak geride bıraktığı kişilere değil, desteğinden yoksun kalanlarına aittir. Destekten yoksun kalma tazminatı isteyebilecek kişiler, mirasçılardan başka kişiler de olabileceği hususunda da herhangi bir ihtilaf yoktur. Murisin trafik kazasından kaynaklanan bir sorumluluğu söz konusu olduğunda ve koşulları oluştuğunda mirasçıları bundan sorumlu olduğu halde, aynı olay nedeniyle destekten yoksun kalan ve fakat mirasçı olmayan kişiler bundan sorumlu değildir. 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 86. maddesinin 2. fıkrası trafik kazasında zarar görenin kusuru varsa hakimin tazminat miktarını indirebileceğini öngörmekte ve bunu da hakimin takdirine bırakmaktadır. Olayda zarar görenin kusuru olması halinde bunun indirim nedeni yapılmasını zorunlu tutmayıp, hakimin takdirine bırakan ve anılan hususun başkalarına karşı da ileri sürülebileceği hususunda herhangi bir düzenlemeye yer vermeyen yasa koyucunun burada bir unutkanlığının olduğunu ileri sürmek mümkün değildir. Bu yönde bir hükme yer verilmemesinin sebebi işletenin sorumluluğunun tehlike sorumluluğu olarak kabul edilmesinde yatmaktadır.

Burada güdülen amaç, araçların yarattığı tehlikeden kusura bakılmaksızın toplumun fertlerini korumaktır. Bizzat kusurlu davranışta bulunarak (ağır kusurlu olmamak kaydıyla) kazaya neden olan araç sürücüsünün cismani zarara uğraması halinde dahi kusura göre indirimi hakimin takdirine bırakan, KTK’nun 92. maddesinin (b) bendi ile tehlike sorumlusu olan işletenin belirtilen yakınlarının cismani zararlarını zorunlu sigorta kapsamına alan yasa koyucu kusur sorumlusu bulunan araç sürücüsünün desteğinden yoksun kalanları da koruma amacıyla bu düzenlemeleri yapmış ve endüstri devriminin ve makineleşmenin tehlikesinden toplumun fertlerini bu yolla koruma altına almıştır.

Bu genel açıklamalardan sonra somut olaya dönüldüğünde; desteğin ölümü ile sonuçlanan trafik kazasında destek 6/8 oranında kusurlu olup, ağır kusuru söz konusu değildir. Kazaya karışan diğer aracın şoförü ise olayda 2/8 oranında kusurludur. Hukuk Genel Kurulu’nca sonuç olarak üçüncü kişi sıfatıyla eldeki davayı açan davacı tarafın, gerçekleşen trafik kazasında kısmi kusurlu olan desteklerinin sürücüsü olduğu aracın zorunlu mali sorumluluk sigortacısından destek tazminatı isteyebilecekleri çoğunlukla kabul edilmiştir.

Açıklanan gerekçelerle yerel mahkemenin bu yöne ilişkin direnme kararı yerindedir.

Ne var ki, özel dairece tazminat miktarına yönelik diğer temyiz itirazları incelenmemiştir.

SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle yerel mahkemenin direnme kararı yerinde olup,tazminat miktarına yönelik diğer temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın 17. Hukuk Dairesi’ne gönderilmesine 15.06.2011 gününde oyçokluğu ile karar verildi.

Trafik Kazası Sonucu Maluliyet Nedeniyle Sigortaca Ödenen


YARGITAY 17.HUKUK DAİRESİimage24

Tarih: 17.12.2015 Esas: 2014 / 6823 Karar: 2015 / 14353

Trafik Kazası Sonucu Maluliyet Nedeniyle Sigortaca Ödenen Maluliyet Tazminatının Rucüen Tahsili İstenen Davada Devlet Hastanesinin Özürlü Sağlık Kurulu Raporu Esas Alınamaz; Usule Uygun Maluliyet Tespiti Yaptırılıp Sonucuna Göre Karar Verilmelidir.

Özet:

Davacı trafik sigortacısı, trafik kazasından kaynaklanan maluliyet tazminatının poliçe ilişkisine dayanarak davalı sigortalıdan rücuen tahsili talebinde bulunmuştur. Bu nevi davalarda, zararın kapsamının belirlenmesi açısından maluliyetin varlığı ve oranının belirlenmesi gerekmektedir. Söz konusu belirlemenin ise Adli Tıp Kurumu İhtisas Dairesince veya üniversite hastanelerinin Adli Tıp Anabilim Dalı bölümlerince, haksız fiilin gerçekleştiği tarihte yürürlükte olan Sosyal Sigortalar Sağlık İşlemleri Tüzüğü veya Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği hükümleri dikkate alınarak yapılması gerekmektedir. Trafik kazası sonucu maluliyet nedeniyle sigortaca ödenen maluliyet tazminatının rücuen tahsili istenen davada, devlet hastanesinin özürlü sağlık kurulu raporu esas alınamaz.

Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne dair verilen hükmün süresi içinde davalı tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği düşünüldü:

-K A R A R-

Davacı vekili, davacının trafik sigortacısı, davalının işleteni olduğu motosikletin ehliyetsiz sürücü sevk ve idaresinde iken karışmış olduğu kaza neticesinde motosikletteki yolcunun yaralanması nedeni ile ödenen 12.328,16 TL maluliyet tazminatının ödeme tarihinden işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı, duruşmadaki beyanında davanın reddini savunmuştur.

Mahkemece, toplanan delillere ve bilirkişi raporuna dayanılarak; davanın kabulü ile 12.328,16 TL’nin ödeme tarihinden işleyecek yasal faizi ile davalıdan tahsiline karar verilmiş; hüküm, davalı tarafından temyiz edilmiştir.

1- Dosya içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde, dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan ve yerinde yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine karar verilmiştir.

2- Dava, trafik kazasından kaynaklanan maluliyet tazminatının poliçe ilişkisine dayanarak sigortalısından rücuen tahsili istemine ilişkindir. Mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporunda Devlet hastanesinden alınan Özürlülük Ölçütü, Sınıflandırılması ve Özürlülere Verilecek Sağlık Kurulu Raporları Hakkında Yönetmelik ölçütleri dikkate alınarak hazırlanan özürlü sağlık kurulu raporuna dayanarak hesaplama yapılmıştır.

“Cismani Zarar Halinde Lazım Gelen Zarar ve Ziyan” başlığı altında düzenlenen 818 sayılı Borçlar Kanununun 46. maddesinde (6098 sayılı TBK. Bedensel Zarar madde 54), bedensel zarara uğranılması nedeni ile talep edilebilecek zarar türleri belirtilmekte olup çalışma gücü kaybı da bu zarar türleri arasında yer almaktadır. Haksız fiil sonucu çalışma gücü kaybının olduğu iddiası ve buna yönelik bir talebinin bulunması halinde, zararın kapsamının belirlenmesi açısından maluliyetin varlığı ve oranının belirlenmesi gerekmektedir. Söz konusu belirlemenin ise Adli Tıp Kurumu İhtisas Dairesi veya Üniversite Hastanelerinin Adli Tıp Anabilim Dalı bölümleri gibi kuruluşların çalışma gücü kaybı olduğu iddia edilen kişide bulunan şikayetler dikkate alınarak oluşturulacak uzman doktor heyetinden, haksız fiilin gerçekleştiği tarihte yürürlükte olan Sosyal Sigortalar Sağlık İşlemleri Tüzüğü veya Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği hükümleri dikkate alınarak yapılması gerekmektedir.

O halde mahkemece, rücuen ödemeye konu olan dava dışı kişinin yaralanmasına ilişkin hastane evrakları ve diğer bilgi ve belgeler toplanarak usulüne uygun maluliyet raporu alınıp, bu oran dikkate alınarak maddi tazminatın hesaplanması amacıyla ek rapor alınıp sonucuna göre karar vermek gerekmektedir.

SONUÇ: Yukarıda 1 nolu bentte açıklanan nedenlerle davalının sair temyiz itirazlarının REDDİNE, 2 nolu bentte açıklanan nedenlerle davalının temyiz itirazlarının kabulü ile verilen hükmün BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davalıya geri verilmesine 17.12.2015 gününde oybirliğiyle karar veril

Trafik Kazası Nedeniyle Zorunlu Trafik Sigortacısının Rücuen


YARGITAY HUKUK GENEL KURULU

Tarih: 13.03.2015 Esas: 2013 / 17-1757 Karar: 2015 / 1038image25

Trafik Kazası Nedeniyle Zorunlu Trafik Sigortacısının Rücuen Tazminat Talebi – Sürücü Sertifikası Almış Ancak Ehliyetini Henüz Almamış Kişinin Araç Kullanması Halinde Sürücü Belgesiz Araç Kullanan Olarak Kabul Edilir.

Özet:

Davacı sigorta şirketi vekili, müvekkili şirket tarafından trafik sigortası yapılmış olup davalı adına kayıtlı aracın ehliyetsiz olan diğer davalı yönetiminde iken karıştığı trafik kazasında 3. kişiye ait aracın hasarlandığını, hasar bedelinin ödendiğini iddia ederek rücuen tazminat talebinde bulunmuştur. Ehliyetsiz kişiler tarafından kullanılan araçların verdikleri zararlar sigorta şirketleri tarafından karşılanır. Bu durumda sigorta şirketi ödeme yaptıktan sonra sigorta ettirene rücu edebilir. Sürücü sertifikası almış ancak ehliyetini henüz almamış kişinin araç kullanması halinde sürücü belgesiz araç kullanan olarak kabul edilir. Somut olayda, sürücünün kaza tarihinde ehliyeti bulunmamaktadır. Hal böyle olunca, hasar ZMSS poliçesi teminatı kapsamı dışında kaldığından, davalı sigortalı aleyhine açılan davanın kabulüne karar verilmelidir.

Taraflar arasındaki “rücuen tazminat” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; İstanbul 15. Sulh Hukuk Mahkemesince (kapatılan Şişli 4. Sulh Hukuk Mah.) davanın reddine dair verilen 24.03.2011 gün ve 2009/392 E.-2011/385 K. sayılı kararın incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 17. Hukuk Dairesinin 01.03.2012 gün ve 2011/8505 E.-2012/2455 K. sayılı ilamı ile;

(…Davacı vekili, müvekkili şirkete trafik sigortalı davalı C.Ç. adına kayıtlı aracın ehliyetsiz olan diğer davalı K. M. yönetiminde iken karıştığı kazada

3. kişiye ait aracın hasarlandığını, 1.924  TL hasar bedelinin zarar gören aracın sahibine ödendiğini belirterek 1.924 TL’nin ödeme tarihinden işleyecek yasal faizi ile davalılardan tahsilini talep etmiştir.

Davalı C. Ç. diğer davalı K.M.’un sürücü kursuna gidip imtihanı kazandığını, kazadan 3 gün sonra aldığı ehliyetini kendisine gösterdiğini, sürücü belgesi için gerekli harcı yatıramadığından ehliyetini alamadığını Kadir’den öğrendiğini belirterek davanın reddini savunmuştur.

Davalı K. M. davaya konu kazanın Pazar günü akşamı meydana geldiğini, bu nedenle trafik şubeye müracaat edemediğini, 19.01.2009 tarihinde ehliyet sınavını kazandığını, kaza tarihinde sınavı kazandığına dair sertifikanın mevcut olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur.

Mahkemece davanın reddine karar verilmiş; hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

1- Dosya içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde, dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına, davanın ZMSS poliçesi genel şartlarının 4/c maddesi hükmü uyarınca sigortalı aracın ehliyet belgesine sahip olmayan kişi tarafından kullanıldığı iddiasıyla 3. kişiye ödenen tazminatın rücuen tahsili istemiyle açılmış olmasına, 2918 sayılı KTK.’nun 95. ve poliçe genel şartlarının 4. maddesi gereğince sigortacının ödediği tazminat bakımından ancak kendi akidi olan davalı sigorta ettiren C.Ç.’ye rücu etmesi gerekirken akidi olmayan ehliyetsiz sürücü aleyhine de dava açması doğru olmayıp, davalı sürücü K. M. hakkında açılan davanın sıfat yokluğu (husumet) nedeniyle reddine karar verilmesi gerekirken davalı sürücünün kaza tarihinde sürücü belgesi almaya hak kazandığı, davanın şartlarının oluşmadığı şeklinde farklı ve yanlış gerekçe ile reddine karar verilmesi doğru değil ise de sonuca etkili olmamasına göre gerekçesi değiştirilmek suretiyle davalı K. M. hakkındaki red kararının onanmasına ve davacı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.

2- Dava KTK.’nun 95 ve ZMSS poliçesi genel şartlarının 4/c maddesine dayanılarak açılan rücuen alacak istemine ilişkindir. 2918 sayılı KTK.’nun 95/2. maddesi uyarınca sigorta sözleşmesinden veya sözleşmeye ilişkin kanun hükümlerinden doğan nedenlerle sigortacının tazminat yükümlülüğünün azaltılması ve kaldırılmasına ilişkin haller sigortacı tarafından 3. kişilere karşı ileri sürülemeyeceğinden, sigortacı zarar görene ödeme yaptıktan sonra tazminatın kaldırılması ya da indirilmesini sağlayabileceği oranda kendi sigorta ettirenine rücu edebilecektir. Yine aynı düzenlemeye pararel olarak ZMSS poliçesi genel şartlarının 4/c maddesinde tazminatı gerektiren olayın aracın KTK.’na göre gereken ehliyetnameyi haiz olmayan kimselerce sevk edilmesi sırasında meydana gelmesi halinde sigortacının bu hususu zarar gören 3. kişiye ileri süremeyeceği ve fakat ödemede bulunduktan sonra tazminatın kaldırılmasını veya azaltılmasını sağlayabileceği oranda sigorta ettirene rücu edebileceği hükme bağlanmıştır.

2918 sayılı KTK.’nun 42/a maddesi hükmünde sürücü belgesi almak için başvuranların sınav sonucunda almış oldukları sertifikaların 41. maddede belirtilen diğer şartlar dahilinde sertifikanın alındığı yer trafik kuruluşunca sınıfına uygun sürücü belgeleri ile değiştirilmedikçe sahiplerine karayolunda araç kullanma yetkisi vermeyeceği açıkça düzenlenmiştir. Bir başka anlatımla sürücü sertifika sahibi olup ehliyet alma hakkına haiz olsa dahi ehliyetini almadığı süre içinde araç kullanması durumunda sürücü belgesiz araç kullanan kişi konumunda olup bu sırada oluşan kazadan dolayı 3. kişiye ait araçta meydana gelen hasar sigorta teminatı dışında kalmaktadır.

Somut olayda davalı sürücü K. M. ehliyet sınavında başarılı olup 17.01.2009 tarihinde sertifaka almış ise de sürücü belgesini 03.02.2009 tarihinde almış davaya konu trafik kazası ise 01.02.2009 tarihinde meydana gelmiştir. Dolayısıyla sürücünün kaza tarihinde ehliyeti bulunmamaktadır.

Bu durumda mahkemece hasarın ZMSS poliçesi teminatı dışında kaldığının kabulü ile davalı sigortalı C. Ç. hakkında açılan davanın esasına girilerek sürücünün kusuru oranında tesbit edilen tazminata karar verilmesi gerekirken yazılı olduğu biçimde davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiştir.

Yukarıda 1 no’lu bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin sair temyiz itirazlarının reddine, 2 no’lu bentte açıklanan nedenlerle davacı E. Sigorta A.Ş vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün davalı C. Ç. yönünden davacı yararına bozulmasına…)

gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

Temyiz Eden: Davacı vekili

HUKUK GENEL KURULU KARARI

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere göre, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.

Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.

SONUÇ: Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6217 Sayılı Kanun’un 30. maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici Madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, 13.03 2015 gününde oybirliği ile karar verildi.

Trafik Kazası Nedeniyle Tazminat Araç Maliki ve Sürücünün


YARGITAY 17.HUKUK DAİRESİ

Tarih: 13.12.2004 Esas: 2004 / 11618 Karar: 2004 / 13223image26

Trafik Kazası Nedeniyle Tazminat Araç Maliki ve Sürücünün Kazaya Neden Olan Araçtaki Teknik Arızadan Sorumlulukları

Özet:

Araç malikinin sorumluluğu, kusursuz sorumluluk esasına tabidir. Araç maliki, sürücünün kusurundan, aracın bakım ve onarımdan sorumludur. Sürücü ise, kullandığı aracın bakım ve kontrolünden sorumludur. Dosya kapsamından fırlayan tekerleğin kazaya neden olduğu anlaşılmaktadır. Araç tekerleğinin fırlaması, teknik bir arızadır. Yeterli araştırma yapılmadan sürücünün kusursuz olduğundan bahisle araç maliki ve sürücü aleyhindeki davanın reddi hatalıdır.

Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği düşünüldü:

KARAR

Davacı vekili, davalılardan M’ye ait olan ve diğer davalı S. tarafından sevk ve idare edilen XX XX 666 plakalı araçla, müvekkiline ait olan XX XX 9881 plakalı aracına trafik kazası sonucu hasar verildiğini iddia ederek 7.750.000.000.-TL tazminatın kaza tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı S. vekili, kusuru kabul etmediklerini, kamyonun dingil tekerinin kopmasının teknik arıza olarak değerlendirilmesi gerektiğini, hasar bedelinin fahiş olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.

Davalı M., davaya karşı savunmada bulunmamıştır.

Mahkemece, iddia, savunma, toplanan deliller, benimsenen bilirkişi raporu gereğince, teknik arızanın kazaya etkili olup, kamyon sürücüsü S’ye yüklenecek kusurun bulunmaması gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı vekilince temyiz edilmiştir.

Dava, trafik kazasından kaynaklanan maddi tazminat davasıdır. Davalıya ait aracın karşı yönden gelen davalı M’ye ait ve müdahil davalı S. yönetimindeki kamyondan fırlayan tekerleğin çarpmasıyla hasara uğradığı hususunda yanlar arasında uyuşmazlık bulunmadığı gibi, bu yön mahkemece toplanan delillerle de saptanmıştır. Uyuşmazlık, davalıların tekerleğin fırlamasıyla oluşan bu zarardan sorumlu tutulup tutulamayacağı noktasında toplanmaktadır. Aracın tekerleğinin fırlaması şüphesiz araçtaki teknik bir arızadır. Karayolları Trafik Kanunu’nun 85. maddesinde düzenlendiği gibi araç maliki sürücüsünün kusurundan, aracın bakım onarım ve her zaman trafikte emniyetli bir şekilde bulundurulmasından kusursuz olarak sorumludur. Aracı sevk ve idare eden sürücü ise nezaretindeki aracın kontrolünden ve bakımından sorumludur. Bu konularda gerekli dikkati, ilgiyi göstererek araçta oluşabilecek muhtemel arızaları araç sahibine bildirmekle yükümlüdür. Bu hususlarda herhangi bir araştırma yapılmadan ve bu dikkate alınmadan araç sürücüsünün kusursuz olduğundan bahisle her iki davalı hakkında davanın reddedilmesi doğru değildir. O halde, mahkemece taraf delilleri uzman bilirkişiye incelettirilmeli, açıklanan konularda yeniden rapor alınmalı, sonucuna göre hüküm kurulmalıdır.

Kabule göre de müdahil hakkında hüküm kurulması doğru değildir. Müdahil S. lehine vekalet ücreti takdiri doğru görülmemiştir.

SONUÇ: Yukarıda (1) ve (2) nolu bentlerinde açıklanan nedenlerle hükmün davacı yararına BOZULMASINA ve peşin alınan harcın istek halinde temyiz edene geri verilmesine 13.12.2004 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Trafik Kazası Nedeniyle Tazminat


YARGITAY HUKUK GENEL KURULU

Tarih: 21.05.2014 Esas: 2014 / 17-634 Karar: 2014 / 687image27

Trafik Kazası Nedeniyle Tazminat – Sigorta Şirketince Ödenen Miktar Tazminat Hesabının Yapıldığı Tarihe Kadar Yasal Faizi ile Güncelleştirilip Tazminattan İndirilmelidir.

Özet:

Davacılar, trafik kazası nedeniyle maddi ve manevi tazminat talebinde bulunmuşlardır. Önceden yapılan ödemelerin, daha sonraki bir tarihte yine aynı miktarda düşülecek olması, toplumda uzlaşmaları ortadan kaldırır ve önceden hiçbir ödeme yapılmaması sonucunu doğurur. Halbuki hukuk müessesesi, borcunu herhangi bir dava açılmadan ödeyenleri, pişman etme aracı olamaz. Sigorta şirketi tarafından yapılan ödemeyi tazminat hesabının yapıldığı günden önce alan davacı, bu paranın tazminat hesabının yapıldığı güne kadar işleyen yasal faizi kadar kazanım sağlamış olacağından zararın ve yararın denkleştirilmesi ilkesi uyarınca, sigorta şirketi tarafından yapılan ödemenin, tazminat hesabının yapıldığı güne kadar geçen süreye ilişkin getirisinin yasal faiz ölçüsünde güncelleştirilip hesaplanan tazminattan indirilmesi gerekir. Yerel mahkemece açıklanan hususlar dikkate alınmaksızın yazılı şekilde karar oluşturulması usul ve yasaya aykırıdır.

Taraflar arasındaki “maddi ve manevi tazminat” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Bolu 1. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce davanın kısmen kabulüne dair verilen 30.11.2010 gün ve 2006/201 E., 2010/778 K. sayılı kararın incelenmesi davalılar vekilleri tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 17. Hukuk Dairesi”nin 18.10.2011 gün ve 2011/1764 E., 2011/9467 K. sayılı ilamı ile;

(…Davacılar vekili asıl ve birleşen dava ile, davalı taraflara ait araç sürücülerinin kusurlu hareketleri ile meydana gelen kazada desteklerinin öldüğünü, davacı Filiz’in de yaralandığını açıklayıp fazlaya dair haklarını saklı tutarak davacı anne Nebihan için 10.000.-TL destek, 40.000.-TL manevi, Filiz için 5.000.-TL destek, 1.000.-TL tedavi 8.000.-TL maluliyet, 40.000.-TL manevi, Deniz için 20.000.-TL manevi tazminatın kaza tarihinden itibaren işleyecek ticari faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen (sigorta şirketleri sadece maddi tazminattan ve limit ile müracaat tarihi 31.05.2005’ten itibaren işleyecek faizden sorumlu olarak) tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. Davacılar vekili ıslah ile davacı Filiz için maluliyet tazminatı istemini 61.446,77.-TL’ye, Nebihan için destek tazminatı istemini 28.246,29.-TL’ye yükseltmiştir.

Davalılar vekilleri, davanın reddini savunmuştur.

Mahkemece, iddia, savunma ve toplanan kanıtlara göre; asıl ve birleşen davanın kısmen kabulü ile, davacı Nebihan için 28.246,29.-TL destekten yoksun kalma tazminatının kaza tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline (BK 43-44 maddeleri gereği yapılan %30 indirime göre davalı Zafer ve İsmail’in 19.772,40.-TL’sinden sorumlu olmalarına-davalı sigorta şirketleri limit ve dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizden sorumlu olarak), davacı Filiz’in destekten yoksun kalma tazminatı isteminin reddine, davacı Filiz için 1.000.-TL tedavi giderinin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline (BK 43-44. maddeleri gereği yapılan % 30 indirime göre davalı Zafer ve İsmail’in 700.-TL’sinden sorumlu olmalarına –davalı sigorta şirketleri limit ve dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizden sorumlu olarak), davacılar Nebihan ve Deniz için 5.000’er TL, davacı Filiz için 15.000.-TL manevi tazminatın kaza tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte sigorta şirketleri dışındaki davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline (BK 43-44. maddeleri gereği yapılan %30 indirime göre davalı Zafer ve İsmail’in Nebihan ve Deniz için 3.500 er TL, davacı filiz için 10.500.-TL’sinden sorumlu olmalarına), davacı Filiz için 61.446,77.-TL maluliyet tazminatının kaza tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen (BK 43-44. maddeleri gereği yapılan % 30 indirime göre davalı Zafer ve İsmail’in 43.012,73.-TL’sinden sorumlu olmalarına– davalı sigorta şirketleri limit ve dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizden sorumlu olarak) tahsiline karar verilmiş; hüküm, davalılar vekilleri tarafından temyiz edilmiştir.

1- Mahkemece toplanıp değerlendirilen delillere, özellikle oluşa ve dosya içeriğine uygun olarak düzenlenen uzman bilirkişi raporunda belirtilen kusur oranının hükme esas alınmasında bir usulsüzlük bulunmamasına ve manevi tazminatın takdirinde B.K.’nun 47. maddesindeki özel haller dikkate alınarak hak ve nesafet kuralları çerçevesinde hüküm kurulmuş olmasına göre, tüm davalılar vekillerinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.

2- Dava, trafik kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir.

Mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporunda 67 XX XX1 plakalı aracın zorunlu mali sorumluluk sigortacısı olan davalı ……. Sigorta A.Ş. tarafından davacı anneye ödenen 3.712.-TL destekten yoksun kalma tazminatı güncelleme yapılmadan hesaplanan tazminattan mahsup edilmiştir.

Sigorta şirketi tarafından yapılan ödemeyi destekten yoksun kalma tazminatı hesabı yapılmadan önce alan davacılar, hesap tarihine kadar geçen süre nedeni ile aldıkları paranın yasal faizi kadar kazanım elde etmişlerdir.

Zarar ve yararın denkleştirilmesi ilkesi gereğince, davacılara yapılan sigorta ödemesinin, ödeme günü ile destekten yoksun kalma tazminatının hesaplandığı güne kadar geçen süredeki işlemiş yasal faizi de hesaplanarak, ödeme tutarı ile birlikte hesaplanan destekten yoksun kalma tazminatından indirilmesi gerekir. Yerel mahkemece açıklanan yönler gözetilmeden yazılı biçimde karar verilmiş olması usul ve yasaya uygun görülmediğinden kararın bozulması gerekmiştir.

3- 2918 Sayılı Yasanın 91. maddesi uyarınca, zorunlu mali sorumluluk sigortasını yapan sigorta şirketi işletenlerin, bu kanunun 85’inci maddesinin birinci fıkrasına göre olan sorumluluklarını üstlenmiştir. 67 XX XX1 plakalı aracın sürücü ve işleteni lehine BK 43- 44. maddeleri gereği yapılan indirimden aynı aracın zorunlu mali sorumluluk sigortacısı olan davalı ……. Sigorta A.Ş.’nin yararlandırılmaması isabetli görülmemiştir.

4- Trafik kazasına karışan 16 X XXX plakalı aracın ZMSS’si olan davalı ……… Sigorta A.Ş.’den poliçesi ile hasar dosyası getirtilip, yaptığı ödemelerin tespiti ile hesaplanan tazminattan mahsubu gerekip gerekmediği tartışılıp sonucuna göre karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile hüküm kurulması bozmayı gerektirmiştir.

5- Davacılar vekili ıslah dilekçesi ile faiz isteminde bulunmadığı halde, HUMK 74. maddesine aykırı olarak hesaplanan tazminatın tamamı için (ıslah edilen kısmı da kapsayacak şekilde) faize hükmedilmesi isabetli değildir.

SONUÇ: Yukarıda 1 numaralı bentte açıklanan nedenlerle tüm davalılar vekillerinin sair temyiz itirazlarının reddine, 2, 3, 4 ve 5 numaralı bentte açıklanan nedenlerle tüm davalılar vekillerinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün bozulmasına” karar verilmiştir.

Asıl ve birleşen davanın davacılar vekilinin karar düzeltme talebi üzerine Yargıtay 17. Hukuk Dairesi’nin 30.04.2012 gün ve 2012/4299 E., 2012/5391 K. sayılı ilamı ile;

(…Davacılar vekili asıl ve birleştirilen davada, davalı taraflara ait araç sürücülerinin kusurlu hareketleriyle meydana gelen kazada desteklerinin öldüğünü, davacı Filiz’in de yaralandığını belirterek fazlaya dair haklar saklı kalmak kaydıyla davacı Nebihan için 10.000.00.-TL destek, 40.000.00.-TL manevi, Filiz için 5.000.00.-TL destek, 1.000.00.-TL tedavi ve 8.000.00.-TL maluliyet, 40.000.00.-TL manevi, Deniz için 20.000.00.-TL manevi tazminatın kaza tarihinden itibaren işleyecek ticari faiziyle birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen (sigorta şirketleri sadece maddi tazminattan, poliçe limitiyle ve 31.05.2005 müracaat tarihinden itibaren işleyecek faizden sorumlu olarak) tahsiline karar verilmesini talep etmiş, yargılama sırasında verdiği ıslah dilekçesinde davacı Filiz için maluliyet tazminatı istemini 61.446.77.-TL’na, Nebihan için destek tazminatı istemini 28.246.29.-TL’na yükseltmiştir.

Davalılar vekilleri, davanın reddini savunmuştur.

Mahkemece, iddia, savunma ve toplanan kanıtlara göre, asıl ve birleştirilen davanın kısmen kabulüne, davacı Nebihan için 28.246.29.-TL destekten yoksun kalma tazminatının kaza tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline (BK’nun 43-44. maddeleri gereği yapılan %30 indirime göre davalı Zafer ve İsmail’in 19.772.40.-TL’sinden sorumlu olmalarına, davalı sigorta şirketleri limit ve dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizden sorumlu olarak), davacı Filiz’in destekten yoksun kalma tazminatı isteminin reddine, davacı Filiz için 1.000.00.-TL tedavi giderinin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline (BK’nun 43-44. maddeleri gereği yapılan %30 indirime göre davalı Zafer ve İsmail’in 700.00.-TL’nden sorumlu olmalarına, davalı sigorta şirketleri limit ve dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizden sorumlu olarak), davacılar Nebihan ve Deniz için 5.000.00’er TL, davacı Filiz için 15.000.00.-TL manevi tazminatın kaza tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte sigorta şirketleri dışındaki davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline (BK’nun 43-44. maddeleri gereği yapılan % 30 indirime göre davalı Zafer ve İsmail’in Nebihan ve Deniz için 3.500.00’er TL, davacı filiz için 10.500.00.-TL’nden sorumlu olmalarına), davacı Filiz için 61.446.77.-TL maluliyet tazminatının kaza tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen (BK’nun 43-44. maddeleri gereği yapılan    % 30 indirime göre davalı Zafer ve İsmail’in 43.012.73.-TL’nden sorumlu olmalarına, davalı sigorta şirketleri limit ve dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizden sorumlu olarak) tahsiline karar verilmiş; hüküm, davalılar vekillerinin temyizi üzerine dairenin 18.10.2011 gün ve 2011/1764 Esas, 2011/9467 Karar sayılı ilamı ile bozulmuş, bu kez asıl ve birleştirilen davanın davacıları vekili karar düzeltme talebinde bulunmuştur.

1- Dosyadaki yazılara, Yargıtay ilamında belirtilen gerektirici sebeplere göre, 6100 sayılı HMK’nun geçici 3. maddesinin 2. fıkrası delaletiyle, 1086 sayılı HUMK’nun 440. maddesinde sayılan nedenlerden hiç birisine uygun olmayan ve aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair karar düzeltme itirazlarının reddi gerekmiştir.

2- Dava, trafik kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir.

Her ne kadar dairenin bozma ilamının (5) nolu, “Davacılar vekili ıslah dilekçesi ile faiz isteminde bulunmadığı halde, HUMK’nun 74. maddesine aykırı olarak hesaplanan tazminatın tamamı için (ıslah edilen kısmı da kapsayacak şekilde) faize hükmedilmesi isabetli değildir.” denilmiş ise de; dava dilekçesinde fazlaya ilişkin haklar saklı tutularak alacağın faiziyle birlikte tahsili talep edildiğine göre, faiz isteminin ıslah ile artırılan kısmı da kapsayacağı, ıslah dilekçesinde ayrıca belirtilmesinin gerekmediği anlaşılmakla karar düzeltme itirazları yerinde görülerek, dairenin bozma ilamının (5) nolu bendinin ortadan kaldırılmasına karar vermek gerekmiştir.

SONUÇ: Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenle asıl ve birleştirilen davanın davacıları vekilinin sair karar düzeltme itirazlarının reddine, (2) nolu bentte açıklanan nedenle asıl ve birleştirilen davanın davacıları vekilinin karar düzeltme itirazlarının kabulü ile dairenin 18.10.2011 tarih ve 2011/1764 Esas, 2011/9467 Karar sayılı bozma ilamının (5) nolu bendinin ortadan kaldırılmasına…) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

Temyiz Eden: Davalılar Zafer, İsmail, Alihan, Ayten, ….. Sigorta Şirketi vekilleri

HUKUK GENEL KURULU KARARI

Hukuk Genel Kurulu’nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldı. Davalılardan …… Sigorta A.Ş’nin duruşmalı temyiz isteminin oybirliğiyle reddine karar verildikten sonra işin esasına yönelik yapılan temyiz incelemesinde dosyadaki kâğıtlar okundu gereği görüşüldü:

Dava, trafik kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir.

Yerel mahkemece, davanın kısmen kabulüne dair verilen karar davalılar vekillerinin temyizi üzerine, özel dairece yukarıda başlık bölümünde yazılı gerekçeyle bozulmuş; mahkemece önceki kararda direnilmiştir. Direnme kararını, davalılardan Zafer, İsmail, Alihan, Ayten, …… Sigorta Şirketi vekilleri vekili temyize getirmiştir.

Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık, davalılardan ….. Sigorta A.Ş. tarafından davacılardan Nebihan’a ödenen destekten yoksun kalma tazminatının, ödemenin yapıldığı tarih ile destekten yoksun kalma tazminatının hesaplanmasına ilişkin bilirkişi raporunun düzenlendiği 04.03.2009 tarihi arasında geçen sürede, getirisinin yasal faiz ölçüsünde güncelleştirilip belirlenmesi ve sigorta şirketi tarafından yapılan ödeme ile birlikte hesaplanan destekten yoksun kalma tazminatından indirilmesinin gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.

Dosya içerisindeki belgelerden, kazaya karışan 67 XX XX1 plakalı aracın zorunlu mali sorumluluk sigortacısı …. Sigorta A.Ş. tarafından davacı anneye ödenen 3.712,00.-TL tazminat güncelleme yapılmadan hesaplanan destekten yoksun kalma tazminatından mahsup edilmiştir.

Ne var ki, önceden yapılan ödemelerin, daha sonraki bir tarihte yine aynı miktarda düşülecek olması, toplumda uzlaşmaları ortadan kaldırır ve herkesin dava yolu ile borcunu ödemesi, önceden hiçbir ödeme yapılmaması sonucunu doğuracaktır. Halbuki, hukuk müessesesi borcunu herhangi bir dava açılmadan kısmen ya da tamamen ödeyenleri, pişman etme aracı olamaz. Öte yandan tazminat yükümlüsünce ödenmesi gereken para ödenmeyip, dava sonucu beklenseydi, ödenen miktarın faiz getirisinin olacağı da bir gerçektir.

Öyle ise, sigorta şirketi tarafından yapılan ödemeyi tazminat hesabının yapıldığı günden önce alan davacı, bu paranın tazminat hesabının yapıldığı güne kadar işleyen yasal faizi kadar kazanım sağlamış olacağından; zarar ve yararın denkleştirilmesi ilkesi gereğince, sigorta şirketi tarafından yapılan ödemenin, tazminat hesabının yapıldığı güne kadar geçen süreye ilişkin getirisinin yasal faiz ölçüsünde güncelleştirilip hesaplanan tazminattan indirilmesi gerekir (Aynı ilkeler HGK’nun 14.03.2012 gün ve 2011/4-824 Esas, 2012/134 Karar ve 21.11.2012 gün ve 2012/4-381- 825 Esas, Karar sayılı ilamlarında da benimsenmiştir.).

Görüşmeler sırasında bir kısım üyeler tarafından haksız fiil nedeniyle zarar görenin malvarlığındaki azalmanın haksız fiilin işlendiği anda meydana geldiğine göre, haksız fiili işleyenin sorumluluğunun da bu tarihte başlayacağı, olay tarihinde haksız eylem nedeniyle malvarlığında azalma meydana gelen tarafın, bu zararının sonraki tarihlerde giderilmesi bir taraftan aradan geçen zaman nedeniyle haksız fiil sorumlusunun sebepsiz zenginleşmesine neden olurken, diğer taraftan da zarar görenin zararının artmasına neden olacağı, bu nedenle sigorta şirketi tarafından yapılan kısmi ödemenin güncelleme yapılmaksızın hesaplanan tazminattan mahsup edilmesi gerektiği ileri sürülmüş ise de, bu görüş Kurul çoğunluğu tarafından kabul edilmemiştir.

Açıklanan nedenlerle, özel daire bozma ilamında belirtilen gerekçelerle, Hukuk Genel Kurulu’nca da benimsenen bozma ilamına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.

Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.

SONUÇ: Davalılar Zafer, İsmail, Alihan, Ayten, …… Sigorta Şirketi vekillerinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının özel daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6217 Sayılı Kanunun 30. maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici madde 3”      atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının yatıranlara geri verilmesine, aynı kanunun 440/I. maddesi uyarınca tebliğ tarihinden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 21.05.2014 gününde oyçokluğu ile karar verild

Trafik Kazası Nedeniyle Tazminat


YARGITAY 17.HUKUK DAİRESİ

Tarih: 26.05.2016 Esas: 2016 / 947 Karar: 2016 / 6397image28

Trafik Kazası Nedeniyle Tazminat – Resmi Şekilde Yapılmayan Harici Satış ile Aracı Satan Kişinin İşleten Sıfat ve Sorumluluğu Vardır.

Özet:

Dava, kasko poliçesine dayalı rücuen tazminat istemine ilişkindir. Trafikte kayıtlı motorlu araçların noterlerce yapılmayan her çeşit satış ve devirleri geçersizdir. Aracın kaza tarihinde kayden maliki aleyhine dava açılmış olup, bu davalı aracın kazadan önce satıldığını savunmuş ise de kazadan önce yapılmış geçerli bir satış sözleşmesi ibraz edememiştir. Harici satış sözleşmesi, aracın işleteni sıfatını değiştirecek nitelikte bir satım sözleşmesi olarak kabul edilemez.  Harici satış ile aracı satan kişinin işleten sıfat ve sorumluluğu vardır. Açıklanan hususlar dikkate alınmaksızın, davanın husumetten reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır. 

Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın davalı A. H. yönünden husumet yokluğu nedeniyle reddine, diğer davalı … yönünden kısmen kabulüne dair verilen hükmün süresi içinde davacı vekilince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği düşünüldü:

K A R A R

Davacı vekili, müvekkili nezdinde kasko sigortası bulunan araca davalı … adına kayıtlı olup, diğer davalı …’nin sevk ve idaresinde bulunan aracın 27/12/2011 tarihinde çarptığını, sigortalı aracın hasar bedeli olarak 55.000 TL nin davacı şirketçe ödendiğini, kazada davalı tarafın 6/8 kusurlu olduğunu, davalı aracın zorunlu trafik sigortasından alınan 20.000 TL lik ödeme düşüldükten sonra kalan 21.250,00 TL tazminatın ödeme tarihi olan 17/02/2012 tarihinden itibaren kısa vadeli kredilere uygulanacak en yüksek mevduat faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı … vekili, istenen tazminatın fahiş olduğunu, olayda müvekkilinin kusurlu olmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur.

Davalı … vekili, aracın galerici olan …’ya satıldığını, bu konuda aralarında anlaşma yaptıklarını ve müvekkilinin araç bedelini ……’dan aldığını, aracın müvekkilinin hakimiyetinden çıktığını, dolayısıyla müvekkilinin sorumluluğunun bulunmadığını ayrıca istenen bedelin fahiş olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur.

Mahkemece, davalı …’a karşı açılan davanın husumet yokluğu nedeni ile reddine,  davalı …’ye karşı açılan davanın kısmen kabulüne, 15.985,34TL tazminatın 23/02/2012 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte bu davalıdan alınıp davacıya verilmesine karar verilmiş, hüküm davacı vekilince temyiz edilmiştir.

Dava, kasko poliçesine dayalı olarak talep edilen rücuen tazminat istemine ilişkindir. Davalı …..aleyhindeki dava, aracın malik/işleteni sıfatıyla açılmıştır.

2918 sayılı KTK’nun 20/d maddesinde trafikte kayıtlı motorlu araçların noterlerce yapılmayan her çeşit satış ve devirlerinin geçersiz olduğu hüküm altına alınmıştır. Somut olayda; trafik kazası 27.12.2011 tarihinde meydana gelmiş olup, dosya içindeki bilgi ve belgelere göre zarara neden olan …… plakalı aracın olay tarihi itibariyle (kayden) maliki davalı ……’dur.

2918 sayılı KTK.’nun 20/d maddesinde, tescil edilmiş araçların her çeşit satış ve devirlerinin, noterler tarafından yapılacağı, noterler tarafından yapılmayan her çeşit satış ve devirlerin geçersiz olduğu düzenlenmiştir.

Somut olayda, aracın kaza tarihinde kayden maliki ….. olup, bu davalı aracın kazadan önce satıldığını savunmuş ise de, KTK’nın 20/d bendi uyarınca, kazadan önce yapılmış geçerli bir satış sözleşmesi ibraz edememiştir. Davalı Atila galeri sahibi olan dava dışı …..lı ile aralarında yaptıkları satış sözleşmesini delil olarak gösterse de bu sözleşme, tek başına aracın işleteni sıfatını değiştirecek nitelikte satım sözleşmesi yapıldığını kabule yeterli değildir.

Mahkemece davalı….’un işleten sıfatı olmadığından onun aleyhindeki davanın reddine karar verilmiş ise de; dava dışı …..’ya araç satışı noterde resmi şekilde yapılmadığından haricen yapılan araç satışı da geçersiz olduğundan, davalı …..’un kaza tarihinde işleten sıfatının bulunduğunun kabulü ile tazminattan sorumluluğuna hükmedilmesi gerekirken yazılı olduğu biçimde bu davalı yönünden davanın husumet nedeniyle reddine karar verilmesi doğru görülmemiştir.

SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, 26.05.2016 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Trafik Kazası Nedeniyle Tazminat


YARGITAY 17.HUKUK DAİRESİ

Tarih: 21.12.2004 Esas: 2004 / 13982 Karar: 2004 / 13687image29

Trafik Kazası Nedeniyle Tazminat – Kaza Tespit Tutanağındaki Kusur Oranına İtiraz Edilmemesi

Özet:

Davacılar, trafik kaza tutanağındaki kusur oranına göre talep ettikleri tazminatın davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsilini talep etmiştir. Davacı vekili dava dilekçesinde, kaza tespit tutanağındaki kusur oranını kabul etmekle davalı yararına usuli kazanılmış hak doğmuştur. Bu durumda kaza tespit tutanağındaki davalı sürücüye verilen % 80 kusur oranının nazara alınması gerekirken yerel mahkemece yargılama sırasında belirlenen % 100 kusur oranına itibar edilmesi hatalıdır.

Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalılar vekilince temyiz edilmesi üzerine, dosya incelendi, gereği düşünüldü:

KARAR

Davacılar vekili; davalı H. adına kayıtlı olup davalı S. idaresinde bulunan 34 XXX XX plakalı araç ile, müvekkili F. adına kayıtlı, Ş. idaresinde bulunan 59 XX XXX plakalı aracına çarptığını, araç üzerinde yapılan tesbite göre 3.063.540.000.-TL. hasar bedeli, 500.000.000.-TL değer kaybı meydana geldiğini, davalı sürücünün olayda % 80 oranında kusurlu olduğunu, kusur oranına göre 2.829.292.000.-TL ve 170.708.000.-TL. tesbit masrafı ile birlikte 3.000.000.000.-TL’nin 30.11.2003 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsilini talep etmiştir.

Davalılar vekili; kusur ve hasar incelemesi yapılmasını, davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.

Mahkemece, toplanan deliller, benimsenen bilirkişi raporuna göre davacı F’nin davasının kısmen kabulü ile 2.590.000.000.-TL. maddi tazminatın 30.11.2003 tarihinden itaberen yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen alınıp davacı F’ye verilmesine, davacı Ş’nin davasının araç maliki olmaması nedeniyle davacı sıfatı olmadığından reddine karar verilmiş; hüküm, davalılar vekilince temyiz edilmiştir.

1- Mahkemece toplanıp değerlendirilen delillere, özellikle oluşa ve dosya içeriğine uygun olarak düzenlenen uzman bilirkişi raporunda belirtilen kusur oranının ve tazminata ilişkin hesaplamanın hükme esas alınmasında bir usulsüzlük bulunmamasına göre davalılar vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.

2- Davacı vekili dava dilekçesinde, kaza tesbit tutanağında davalı sürücüye verilen % 80 kusur oranını kabul etmekle davalı yararına usuli kazanılmış hak oluşmuştur.

Mahkemece bilirkişi raporu ile belirlenen hasar bedeli üzerinden % 80 kusur oranına göre indirim yapılarak karar verilmesi gerekirken % 100 kusur oranına itibar edilerek fazlaya hükmedilmesi doğru görülmemiştir.

SONUÇ: Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle davalılar vekilinin temyiz itirazlarının reddine, (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle hükmün davalılar yararına BOZULMASINA ve peşin alınan harcın istek halinde temyiz edenlere iadesine 21.12.2004 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Trafik Kazası Nedeniyle Tazminat


YARGITAY 17.HUKUK DAİRESİ

Tarih: 26.10.2004 Esas: 2004 / 9427 Karar: 2004 / 11367image30

Trafik Kazası Nedeniyle Tazminat – Davacının Ceza Dosyasındaki Kusur Oranına Göre Talepte Bulunması Davalı Yararına Usuli Kazanılmış Hak Oluşturur.

Özet:

Hukuk hakimi kusurun takdiri ve zararın miktarının tayinine yönelik ceza mahkemesi kararı ile bağlı değildir. Ancak her mahkumiyet kararı o fiilin hukuka aykırılığını tespit etmesi bakımından hukuk hakimini bağlar. Somut olayda davacı vekili, ceza dosyasındaki kusur oranına göre tazminat davası açmıştır. Bu durum davalı yararına usuli kazanılmış hak oluşturur. Hukuk mahkemesinin ceza dosyasındaki kusur oranına göre karar vermesi gerekirken yazılı şekilde karar vermesi hatalıdır.

Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı vekili ve davalı C. vekilince temyiz edilmesi üzerine, dosya incelendi, gereği düşünüldü:

KARAR

Davacı vekili; davalı şirkete ait olup davalı C’nin idaresinde bulunan 34 X XXXX plakalı araç ile davacıya ait 48 XX XXX plakalı aracın çarpıştıklarını Denizli 4. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülmekte olan davada davalı C’nin 5/8 oranında kusurlu olduğunun tesbit edildiği, kusur oranına göre 1.515.000.000.-TL hasar bedelinin davalılardan dava tarihinden itibaren işleyecek reeskont faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı şirket temsilcisi kazaya karışan aracın 28.10.1999 tarihinde satıldığını, kaza tarihi itibariyle sorumluluklarının olmadığını, davanın reddini savunmuştur.

Davalı C. vekili kusurun davacıda olduğunu zararın tahsilinin sigorta şirketinden istenmesi gerektiğini, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.

Mahkemece toplanan deliller ve benimsenen bilirkişi raporuna göre davalı G. Petrol ve Mak. San. Tic. Ltd. Şti. hakkında açılan davanın husumet ve sıfatı yokluğundan reddine, 1.515.000.000.-TL maddi tazminatın dava tarihi olan 27.03.2000 tarihinden itibaren yürütülecek yasal faizi ile birlikte davalı C’den alınmasına karar verilmiş, hüküm davacı vekili ve davalı C. vekilince temyiz edilmiştir.

1- Dava trafik kazasından doğan tazminat istemine ilişkindir.

Davalı G. Petrol San. Ltd. Şti. tarafından kazaya karışan 34 X XXXX plakalı aracın Büyükçekmece 4. Noterliği’nin 28.10.1999 tarih 4167 yevmiye numaralı satış sözleşmesi ile 2918 SY 20/d maddesine uygun olarak kaza tarihinden önce satıldığından işletenlik sıfatı bulunmadığından davacı vekilinin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.

2- Davalı C. vekilinin temyiz itirazlarına gelince;

B.K.’nun 53. maddesi hükmünce, hukuk hakimi kusurun takdiri ve zararın miktarının tayinine yönelik ceza mahkemesi kararı ile bağlı olmasa da, her mahkumiyet kararı o fiilin hukuka aykırılığını tesbit etmesi bakımından hukuk hakimine bağlayıcı niteliktedir. Somut olayda Denizli 4. Asliye Ceza Mahkemesi’nin 1999/1375 Esas, 2001/917 Karar sayılı kararında davalı sanık C. olayda 5/8 oranında kusurlu bulunarak cezalandırıldığı ve karın Yargıtay’ca onanarak kesinleştiği anlaşılmıştır. Davacı vekilide ceza dosyasındaki 5/8 kusur oranını kabul ederek dava açmıştır. O halde kusur oranının belirleyen ceza mahkemesi kararı ile karardaki kusur oranı davacı tarafından kabul edilmekle davalı yararına usuli kazanılmış hak doğurmuştur. Bu durumda mahkemece 5/8 kusur oranına göre karar vermek gerekirken kesinleşen ceza dosyası davalı yararına oluşan usuli kazanılmış hak dikkate alınmadan davalı aleyhine olan % 75 kusur oranının hükme esas alınarak hüküm kurulması doğru görülmemiştir.

SONUÇ: Yukarda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddine, (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle davalı C. vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde temyiz edenlere iadesine 26.10.2004 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Trafik Kazası Nedeniyle Tazminat – Araçta Oluşan Değer Kaybı


YARGITAY 17.HUKUK DAİRESİ

Tarih: 27.01.2016 Esas: 2015 / 11245 Karar: 2016 / 1045image31

Trafik Kazası Nedeniyle Tazminat – Araçta Oluşan Değer Kaybı, Kaza Tarihindeki Hasarsız 2. El Piyasa Değeri ile Kaza Sonucu Onarılmış 2. El Piyasa Değeri Arasındaki Fark Dikkate Alınarak Tespit Edilmelidir.

Özet:

Davacı, trafik kazası sonucu oluşan araç değer kaybı ve ikame araç bedelinin tahsili talebinde bulunmuştur. Araçta oluşan değer kaybı;  aracın modeli, markası, özellikleri, hasarı, yapılan onarım işlemleri, kilometresi, olay tarihindeki yaşı ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirilerek aracın kaza öncesi hasarsız ikinci el piyasa rayiç değeri ile kaza sonrası tamir edildikten sonraki ikinci el piyasa rayiç değeri arasındaki farka göre hesaplanmalıdır. Bilirkişi heyetinden ayrıntılı, gerekçeli, denetime elverişli rapor alınarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, eksik incelemeye dayalı hüküm vermeye elverişli olmayan bilirkişi raporuna göre hüküm kurulması hatalıdır. 

Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne dair verilen hükmün süresi içinde davalı … vekili ve davalı … tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği düşünüldü:

-K A R A R-

Davacı vekili; davalı …’ın …….. plakalı araç ile park halindeki ……… plakalı araca çarptığını, hasarların davalının kasko şirketi tarafından karşılandığını, çarpma sonrasında araçta oluşan değer kaybı ve onarım süresi boyunca kullanılmamasından kaynaklanan zararlarının olduğunu, belirterek araçta meydana gelen değer kaybı için 11.500,00 TL ve onarım süresince kullanılamamasından kaynaklanan zararlar için 1.000,00 TL olmak üzere şimdilik toplam 12.500,00 TL nin davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı …; meydana gelen kazada kusurun tamamen kendisine ait olmadığını, davacının aracı park etme yasağı bulunan Rumeli Caddesi üzerine park ettiğini, bu nedenle kendisinin de kusurlu olduğunu, onarım süresince kullanılmamasından kaynaklanan 1.000,00 TL nin istenmesinin hukuka aykırı olduğunu, istenen 11.500,00 TL nin de hukuksuz ve art niyetli olduğunu, belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı ………. vekili; talep edilen miktarların fahiş olduğunu, kaza günü kazanın olduğu sokakta “park yapılmaz” levhasının bulunduğunu, belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

Mahkemece, iddia, savunma, toplanan deliller ve bilirkişi raporuna göre, davanın kısmen kabulü ile 11.500,00 TL maddi tazminatın davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya verilmesine, 1.000,00 TL lik aracın onarım süresince kullanılamamasından dolayı talep edilen tazminat talebinin reddine karar verilmiş, hüküm davalı … vekili ve davalı … tarafından temyiz edilmiştir.

1- Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davalı … vekili ve davalı …’ın aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.

2- Dava, trafik kazası sonucu oluşan araç değer kaybı ve ikame araç bedelinin tahsili istemine ilişkindir.

Davacı tarafça, işbu davada araç hasarı talep edilmemiş, ancak kaza nedeniyle araçta oluşan değer kaybı istenmiştir. Mahkemece, benimsenen bilirkişi raporu doğrultusunda 11.500,00 TL değer kaybı tazminatına hükmolunmuş ise de, mahkemenin hükme esas aldığı bilirkişi raporunda araç değer kaybı hesaplaması doğru yapılmamıştır. Eksik inceleme ve hüküm kurmaya elverişli olmayan bilirkişi raporuna göre karar verilemez.

Dosya içerisinde yer alan bilirkişi raporu ve İstanbul Teknik Üniversitesi heyet raporunda araçtaki değer kaybının tespiti, Dairemizce değer kaybının belirlenmesi hususunda esas alınan, aracın kaza tarihindeki hasar görmemiş 2. el piyasa değeri ile kazadan sonra onarılmış haldeki 2. el piyasa değeri arasındaki fark kriterine uyulmaksızın aracın yaşı, hasar durumu ve piyasa koşullarına göre genel bir niteleme yapılarak sağlanmıştır. Değer kaybı konusunda genel bir değerlendirme ile değer kaybının tespit olunduğu bilirkişi raporuna dayalı olarak hüküm kurulamaz. Bu durumda mahkemece aracın modeli, markası, özellikleri, hasarı, yapılan onarım işlemleri, kilometresi, olay tarihindeki yaşı, davacı tarafın iddiaları, davalının savunmaları ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirilerek aracın kaza öncesi hasarsız ikinci el piyasa rayiç değeri ile kaza meydana geldikten ve tamir edildikten sonraki ikinci el piyasa rayiç değeri arasındaki farka göre değer kaybının yeniden hesaplanması gerekmektedir.

Açıklanan nedenlerle dosyada içerisindeki raporlar da irdelenmek suretiyle, araç hasarının ve değer kaybının belirlenmesi hususunda üç kişilik makina mühendisinden oluşacak bilirkişi heyetinden ayrıntılı, gerekçeli, denetime elverişli rapor alınarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken yazılı olduğu biçimde eksik inceleme ile hükmü elverişli olmayan bilirkişi raporuna göre hüküm kurulması doğru görülmemiştir.

SONUÇ: Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle davalı … vekili ve davalı …’ın sair temyiz itirazlarının reddine, (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle davalı … vekili ve davalı …’ın temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, 27.01.2016 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Trafik Kazası Nedeniyle Destekten Yoksun Kalma Tazminatı


YARGITAY 17.HUKUK DAİRESİ

Tarih: 14.02.2017 Esas: 2015 / 1240 Karar: 2017 / 1480image32

Trafik Kazası Nedeniyle Destekten Yoksun Kalma Tazminatı – Destekten Yoksunluk Tazminatının Hesabında Desteğin Gelirinin Doğru Olarak Tespiti Gerekir.

Özet:

Dava, trafik kazası nedeniyle destekten yoksun kalma tazminatının tahsili talebine ilişkindir. Ölenin yardımından faydalananlar, bu yüzden yoksun kaldıkları faydayı, tazminat olarak, sorumludan isteyebilirler. Buna “destekten yoksun  kalma tazminatı” denir. Destekten yoksun kalma tazminatının konusu, desteğin yitirilmesi nedeniyle yoksun kalınan zarardır. Buradaki amaç, destekten yoksun kalanların desteğin ölümünden önceki yaşamlarındaki sosyal ve ekonomik durumlarının korunmasıdır. Destekten yoksun kalma tazminatının hesabında desteğin gelirinin doğru olarak tespit edilmesi gerekmektedir. Somut olayda, murisin asgari ücretten daha yüksek maaş aldığı ispat edilemediğine göre desteğin bordroda belirtilen ücreti esas alınarak hesaplama yapılmalıdır. 

Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne dair verilen hükmün süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği düşünüldü:

– K A R A R –

Davacılar vekili, harca esas değeri 5.000 TL göstererek, davalıya sigortalı aracın sürücüsü olan sigortalı murisin tek taraflı trafik kazası sonucu vefat ettiğini, murisin müvekkillerinin eşi ve babaları olduğunu, murisin …… beyaz eşya servisinde usta olduğunu, gelir düzeyinin asgari ücretten yüksek olduğunu, yaklaşık 18 yıldır bu işi yaptığını, müvekkillerinin destekten yoksun kaldığını beyanla belirsiz alacak davası olarak belirlenecek destekten yoksun kalma tazminatının dava tarihinden işleyecek avans faiziyle poliçe limiti ile sınırlı olarak davalıdan tahsilini talep etmiş, bedel artırım dilekçesiyle taleplerini davacı … için 229.556,37 TL, Emirhan için 16.833,93 TL ve .. için 3.609,70 TL olmak üzere toplam 250.000,00 TL’ye yükseltmiştir.

Davalı vekili, sigortalı sürücü murisin kusuruyla ölmesi nedeniyle davacı mirasçılarının tazminat hakkı olmadığını, davacı oğul .. reşit olduğundan destek tazminatı alamayacağını, murisin gelirinin SGK’dan sorulması gerektiğini beyanla davanın reddini savunmuştur.

Mahkemece, toplanan deliller ve benimsenen bilirkişi raporuna göre, davanın kabulü ile, davacılardan … için 229.556,37 TL, .. Çakır için 16.833,93 TL ve … için 3.609,70 TL olmak üzere toplam 250.000,00 TL tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacılara verilmesine karar verilmiş; hüküm davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

1- Dosya içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp değerlendirilmesinde, davacı eşin kaza (ölüm) tarihi itibariyle AYİM tablosuna göre evlenme ihtimalinin % 0 olmasına, davacıların ölenin salt mirasçısı sıfatıyla değil, destekten yoksun kalan üçüncü kişi sıfatıyla dava açmasına, ölüm nedeniyle doğrudan davacı üzerinde doğan destekten yoksunluk zararının oluşumundaki kusurun davacılara yansıtılamayacağına; dolayısıyla araç sürücüsünün veya işletenin tam kusurlu olmaları halinde, desteğinden yoksun kalan davacıları etkilemeyeceğine; 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu ve Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları’na göre, aracın zorunlu mali sorumluluk sigortacısı davalı … şirketi, işletenin üçüncü kişilere verdiği zararları teminat altına aldığına ve olayda işleten veya sürücü tam kusurlu olsalar bile, destekten yoksun kalan davacılar da zarar gören üçüncü kişi konumunda bulunduğundan, davalı … şirketi sorumlu olacağına (HGK’nun 15.6.2011 gün ve 2011/17-142 esas-411 karar, HGK’nun 22.2.2012 gün 2011/17-787 esas 2012/92 karar sayılı, HGK’nun 16.1.2013 gün ve 2012/17-1491 esas,2013/74 karar sayılı, HGK’nun 18.11.2015 gün ve 2014/17-691 Esas- 2015/2626 Karar sayılı ilamları uyarınca) göre, davalı vekilinin yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.

2- Dava, trafik kazasından kaynaklanan destekten yoksun kalma tazminatı istemine ilişkindir.

Bir insanın ölümü hukuki anlamda bir zarar olmamakla beraber, bu yüzden yine de bazı zararlar meydana gelmiş olabilir. İşte BK’nın 45/II. maddesinin (6098 sayılı TBK m. 53) öngörmüş olduğu hal, ölüm sonucu vukua gelen bir kısım zararların tazminini hükme bağlamaktadır. Bu hükme göre, ölenin yardımından faydalananlar, bu yüzden yoksun kaldıkları faydayı, tazminat olarak, sorumludan isteyebilirler. Buna “destekten yoksun (muinden mahrum) kalma tazminatı” denir. Yasa metninden de anlaşılacağı gibi destekten yoksun kalma tazminatının konusu, desteğin yitirilmesi nedeniyle yoksun kalınan zarardır. Buradaki amaç, destekten yoksun kalanların desteğin ölümünden önceki yaşamlarındaki sosyal ve ekonomik durumlarının korunmasıdır. Olaydan sonraki dönemde de, destek olmasa bile, onun zamanındaki gibi aynı şekilde yaşayabilmesi için muhtaç olduğu paranın ödettirilmesidir. Yani haksız bir eylem sonucu desteğini yitiren kimse BK’nın 45/II. maddesine dayanarak uğradığı zararın ödetilmesini isteyebilir.

Destekten yoksunluk zararının hesabında müteveffanın gelirinin belirlenmesi tazminatın doğru tespitinde önemli bir yer tutmaktadır.

Dava dilekçesinde desteğin …… beyaz eşya servisinde usta olarak çalışıp gelir düzeyinin asgari ücretten yüksek olduğu iddia edilmiş, hükme esas alınan hesap bilirkişi raporunda …n gelen emsal ücrete ilişkin yazı cevabı dikkate alınarak desteğin geliri 1.750 TL (asgari ücretin 2,161 katı) kabul edilerek hesaplama yapılmıştır. Dosya içerisinde yer alan desteğin en son çalıştığı ….. beyaz eşya servisinden getirtilen bordro örneklerine göre ise desteğin aylık ücreti bilirkişinin hesapladığı ücretten daha düşük olup, asgari ücretten daha yüksek maaş aldığı ispat edilemediğine göre aynı bilirkişiden desteğin bordroda belirtilen ücreti esas alınarak hesaplama yapılması için ek rapor aldırılarak sonucuna göre hüküm kurulması gerektiğinin gözetilmemesi doğru görülmemiştir.

SONUÇ: Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının reddine, (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün davalı lehine BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davalıya geri verilmesine 14.02.2017 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Trafik Kazası – Maddi Manevi Tazminat – Yetkili Mahkeme


YARGITAY HUKUK GENEL KURULU

Tarih: 14.03.2018 Esas: 2017 / 1092 Karar: 2018 / 463image33

Trafik Kazası – Maddi Manevi Tazminat – Yetkili Mahkeme

Özet:

Dava trafik kazasından kaynaklanan destekten yoksun kalma tazminatı ve manevi tazminat istemine ilişkindir. 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 110. maddesi ile ZMSS Genel Şartlarının C.7.maddesinde, motorlu araç kazalarından dolayı hukuki sorumluluğa ilişkin davaların sigortacının merkez veya şubesinin veya sigorta sözleşmesini yapan acentenin bulunduğu yer mahkemelerinden birinde açılabileceği gibi, kazanın vuku bulduğu yer mahkemesinde de açılabileceği düzenlenmiştir. Bunun yanında Dairemiz yerleşik içtihatları uyarınca zorunlu mali sorumluluk sigorta poliçesi ile sigortalı araçların vermiş olduğu zararların tazminine yönelik olarak trafik sigortasını yapan sigorta şirketine yönelik açılan davalarda bir şubeden daha yetkili organı olan Bölge Müdürlüklerinin bulundu yer mahkemesinde de dava açılabileceği kabul edilmektedir.

MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi
Taraflar arasındaki “tazminat” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda Konya 1. Asliye Ticaret Mahkemesince “dava dilekçesinin yetkisizlik nedeni ile reddine” dair verilen 03.06.2013 gün ve 2013/242 E., 2013/146 K. sayılı kararın temyizen incelenmesi davacılar vekili tarafından istenilmesi üzerine Yargıtay 17. Hukuk Dairesi’nin 19.12.2013 gün ve 2013/20048 E., 2013/18060 K. sayılı kararı ile;
“…Davacı vekili, davalıların malik, sürücü, işleten ve trafik sigortacısı olduğu yolcu otobüsünde bulunan müvekkilleri desteği Arifin meydana gelen kazada vefat ettiğini belirterek destekten yoksun kalma nedeni ile toplam 6.000,00,TL maddi tazminatın ve toplam 100.000,00 TL manevi tazminatın sigorta şirketinden poliçe limiti ile sınırlı olarak temerrüt tarihinden, diğer davalılardan olay tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile tahsilini talep etmiştir.
Davalı … Pet. Ür. Oto. Tur. İnş. Taah. Gıda Paz. Tic. San. Ltd. Şti. vekili, yetkili mahkemenin Erzurum Asliye Hukuk Mahkemesi olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur.
… Tur. Sey. Ve Tic. Ltd. Şti. vekili, yetkili mahkemenin Erzurum Asliye Hukuk Mahkemesi olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, iddia, savunma ve toplanan kanıtlara göre; davalıların yetki itirazlarının HMK’nın 7, 10, 14 ve 16. maddeleri uyarınca yerinden bulunduğu, olayın haksız fiilden kaynaklandığı ve Aksaray ilinde meydana geldiği, yetki itirazında bulunan davalılar yönünden dosyanın tefriki ile Erzurum Asliye Hukuk Mahkemesi’nin yetkili olduğu gerekçesi ile davanın yetkisizlik nedeniyle usulden reddine karar verilmiş, hüküm davacılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava Borçlar Kanunu’nun 6098 sayılı TBK 53 ve 56. maddeleri gereğince maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir.
Davacı vekili davayı müvekkillerinin murisinin yolcusu olduğu aracın malik, bir unvan altında aracı işleten teşebbüs sahibi, sürücü ve trafik sigortacısına yöneltmiş, mahkemece yetki itirazında bulunun davalılar yönünden dosya tefrik edilmiş ve yetkisizlik kararı verilmiştir.
2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 110. maddesi ile ZMSS Genel Şartlarının C.7.maddesinde, motorlu araç kazalarından dolayı hukuki sorumluluğa ilişkin davaların sigortacının merkez veya şubesinin veya sigorta sözleşmesini yapan acentenin bulunduğu yer mahkemelerinden birinde açılabileceği gibi, kazanın vuku bulduğu yer mahkemesinde de açılabileceği düzenlenmiştir. Bunun yanında Dairemiz yerleşik içtihatları uyarınca zorunlu mali sorumluluk sigorta poliçesi ile sigortalı araçların vermiş olduğu zararların tazminine yönelik olarak trafik sigortasını yapan sigorta şirketine yönelik açılan davalarda bir şubeden daha yetkili organı olan Bölge Müdürlüklerinin bulundu yer mahkemesinde de dava açılabileceği kabul edilmektedir. Somut olayda, kaza Aksaray İlinde vuku bulmuş, sigorta poliçesi de Erzurum ilinde tanzim edilmiştir. Davacı vekili davayı, sigortacının bir acenteden daha yetkili organı olan Bölge Müdürlüğünün bulunduğunu düşündüğü Konya’da açtığı anlaşılmakla birlikte bu konuda mahkemece yeterli araştırma yapılmaksızın yetki itirazında bulunan davalılar yönünden yetki itirazlarının kabulü ile tefrik edilen bu dosya yönünden yetkisizlik kararı verilmiştir. Buna göre mahkemece Ergo Sigorta A.Ş.’nin Konya İlinde Bölge Müdürlüğü’ nün bulunup bulunmadığının bağlı olduğu ticaret sicil müdürlüğü, Türkiye Sigorta, Reasürans ve Emeklilik Şirketleri Birliği ve Ergo Sigorta A.Ş.’den sorularak belirlenmesi ve Bölge Müdürlüğü’nün bulunduğunun belirlenmesi halinde 2918 Sayılı KTK’nın 110.maddesi gereğince bir şubeden daha yetkili organ olan bölge müdürlüğünün bulunduğu Konya ilinde de dava açılabileceği gözetilerek yetki itirazının reddine karar verilmesi gerekirken eksik araştırma ve inceleme ile yazılı olduğu şekilde karar verilmiş olması doğru görülmemiştir…”gerekçesiyle oy çokluğu ile bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
HUKUK GENEL KURULU KARARI
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki belgeler okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Dava trafik kazasından kaynaklanan destekten yoksun kalma tazminatı ve manevi tazminat istemine ilişkindir.
Mahkemece yetki itirazının kabulü ile dava dilekçesinin yetkisizlik nedeniyle reddine ve dosyanın Erzurum Nöbetçi Asliye Hukuk Mahkemesi’ne gönderilmesine karar verilmiş, davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine hüküm, Özel Dairece yukarıda başlık bölümünde yer alan gerekçelerle oy çokluğu ile bozulmuştur.
Mahkemece yetkili olmayan bir mahkemenin yorum yoluyla yetkili sayılmasının mümkün olmadığı gerekçesiyle önceki kararında direnilmiştir.
Direnme kararı davacılar vekili ve davalı … Tur. Sey. Ve Tic. Ltd. Şti. tarafından temyiz edilmiştir.
Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık, trafik kazası sonucu ölüm nedenine dayalı olarak sigorta şirketi aleyhine açılan tazminat davasında, sigorta şirketinin bölge müdürlüğünün bulunduğu yerin yetkili olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.
I-Davalı Erzurum Esedaş Tur. Sey.ve Tic. Ltd. Şti. vekilinin temyiz istemi yönünden yapılan incelemede;
Hukuk Genel Kurulunca 07.03.2018 tarihinde yapılan görüşmeler sırasında temyiz eden davalı Erzurum Esedaş Tur. Sey.ve Tic. Ltd. Şti. vekilinin süresinde yapmış olduğu yetki itirazında, dosyanın yetkili Erzurum Nöbetçi Asliye Hukuk Mahkemesi’ne gönderilmesini talep ettiği, yerel mahkemenin temyiz eden davalı tarafın açık iradesi dikkate alınarak ve davalı taraf lehine Erzurum Nöbetçi Asliye Hukuk Mahkemeleri’nin yetkili olduğu yönünde karar verdiği, davalı tarafın lehine verilen direnme kararını bu kez kazanın meydana geldiği yer olan Aksaray Nöbetçi Asliye Hukuk Mahkemeleri’nin yetkili olması gerektiği gerekçesi ile temyiz ettiği dikkate alınarak davalı … Tur. Sey. Ve Ltd. Şti. vekilinin temyiz isteminin hukuki yarar yokluğundan reddine, oy birliği karar verilmiştir.
II- Davacılar vekilinin temyiz itirazları yönünden yapılan incelemede;
Yetki, bir davaya hangi yerdeki hüküm mahkemesi tarafından bakılacağını belirtir. Burada, yer bakımından (coğrafi bakımdan) bir davanın hangi (neredeki) mahkeme tarafından görüleceği söz konusudur(KILIÇ,H.:Açıklamalı ve İçtihatlı HMK,Ankara,s,585,Kuru B.:Hukuk Muhakemeleri Usulü sh. 2616’ya atfen).
Davalının birden fazla olması hâlinde yetki kuralını düzenleyen 6100 sayılı HMK’nın 7.maddesi “(1) Davalı birden fazla ise dava, bunlardan birinin yerleşim yeri mahkemesinde açılabilir. Ancak, dava sebebine göre kanunda, davalıların tamamı hakkında ortak yetkiyi taşıyan bir mahkeme belirtilmişse, davaya o yer mahkemesinde bakılır. (2) Birden fazla davalının bulunduğu hâllerde, davanın, davalılardan birini sırf kendi yerleşim yeri mahkemesinden başka bir mahkemeye getirmek amacıyla açıldığı, deliller veya belirtilerle anlaşılırsa, mahkeme, ilgili davalının itirazı üzerine, onun hakkındaki davayı ayırarak yetkisizlik kararı verir.” hükmünü içermektedir.
Haksız fiilden doğan davalarda yetki kuralını düzenleyen 16. maddesi ise; “ (1) Haksız fiilden doğan davalarda, haksız fiilin işlendiği veya zararın meydana geldiği yahut gelme ihtimalinin bulunduğu yer ya da zarar görenin yerleşim yeri mahkemesi de yetkilidir.”şeklindedir.
4925 sayılı Karayolu Taşıma Kanunu’nun ilga edilen 25. maddesinde sigorta sözleşmesinden doğan anlaşmazlıklarda, tazminat ve rücu talepleri nedeni ile açılacak davalarda ve icra takiplerinde yetkili mahkemenin veya icra dairelerinin; sigorta şirketinin veya şubesinin, sigorta sözleşmesini yapan acentenin, sigortalının, hak sahibinin, rücu edilenin ikametgahındaki veya zarara yol açan olayın meydana geldiği yerdeki mahkemelerin ve icra dairelerinin olduğu düzenlenmiştir.
Karayolu Taşımacılığı Zorunlu Mali Mesuliyet Sigortası Genel Şartları’nın C.8. maddesinde de yetkili mahkemeler belirlenmiş ve genel şartlarda “Sigorta sözleşmesinden doğan anlaşmazlıklar nedeniyle sigortacı aleyhine açılacak davalarda yetkili mahkeme, sigorta şirketinin merkezinin veya sigorta sözleşmesine aracılık yapan acentenin ikametgahının bulunduğu yerdeki veya zarara yol açan olayın meydana geldiği yerdeki; sigortalı aleyhine açılacak davalarda ise davalının ikametgahının bulunduğu yerdeki ticaret davalarına bakmakla görevli mahkemedir. ” şeklinde düzenleme getirilmiştir.
Sigorta Şirketleri ve Reasürans Şirketlerinin Kuruluş ve Çalışma Esaslarına İlişkin Yönetmeliğin 10. maddesinde, şirketlerin bölge müdürlükleri ve şube açmak suretiyle yurt içinde teşkilatlanmasının, yurt dışında şube veya temsilcilik açması ilgili diğer mevzuat hükümleri saklı kalmak kaydıyla serbest olduğu, ancak bu şekilde faaliyete başlanmasını ve faaliyetin sona erdirilmesini müteakip bir ay içinde şirketçe Müsteşarlığa bildirimde bulunulması gerektiği belirtilmiştir.
Somut olayda, davacı vekili davayı müvekkillerinin murisinin yolcusu olduğu otobüsün malikine, işletenine, sürücüsüne ve zorunlu taşımacılık mali mesuliyet ve kasko sigortacısına yönelterek davayı bölge müdürlüğünün bulunduğunu düşündüğü yer olan Konya’da açmıştır. 14.02.2011 tarihinde meydana gelen trafik kazasında, kazanın meydana geldiği yer Aksaray’dır. Davacıların yerleşim yeri Karaman, her iki davalı şirketin merkez adresi ise Erzurum’dur. Sigorta şirketinin genel merkez adresi ise Ümraniye/İstanbul’dur. Mahkemece 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 7, 10, 14 ve 16. maddeleri uyarınca Erzurum Mahkemelerinin yetkili mahkeme olduğu gerekçesi ile yetki itirazında bulunan davalılar bakımından dosya tefrik edilerek yetkisizlik kararı vermiştir.
Mevcut bu durum karşısında, davacılar davasını aracın zorunlu trafik sigortasını düzenleyen şirkete değil de, zorunlu taşımacılık mali sorumluluk sigortasını ve kasko sigorta poliçesini düzenleyen şirkete yönelttiğinden 2918 sayılı yasanın eldeki davada uygulanma olanağı bulunmamaktadır. Her ne kadar, 2918 sayılı KTK’nın 110/2. Maddesi ile uyumlu olsa dava tarihi dikkate alındığında, dava konusu araç otobüs olduğundan olaya 4925 sayılı Karayolu Taşıma Kanunu’nun ilga edilen 25. maddesi uygulanmalıdır. Ne var ki her iki yasanın da ilgili maddelerinde bölge müdürlüğünün yetkili olduğu yönünde bir düzenlenme bulunmamaktadır. Kanunda bulunmayan bir düzenleme de yorum yolu ile genişletilemez. Bu durumda 4925 sayılı Yasanın 25. maddesi ve 6100 sayılı HMK’nın 7. maddesi hükmü uyarınca, bölge müdürlüklerin bulunduğu yer mahkemelerinin de yetkili mahkeme olarak kabul edilemeyeceği sonucuna ulaşılmıştır.
Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında merkez veya şubenin veya sigorta sözleşmesini yapan acentenin bulunduğu yer mahkemeleri, Kanun (4925 s. Karayolu Taşıma Kanunu) uyarınca yetkili kabul edildiğine göre, acente ve şubeyi denetleyen üst merci olan, genel merkezin emir ve talimatı doğrultusunda çalışan ve yetkisi şubeye göre daha fazla olan bölge müdürlüğünün bulunduğu yer mahkemesinin de yetkili olduğu yönünde görüş ileri sürülmüş ise de, bu görüş Kurul çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir.
Yukarıda açıklanan nedenlerle, usul ve yasaya uygun bulunan direnme kararının onanması gerekir.
SONUÇ: Yukarıda (I) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı … Tur. Sey. Ve Tic. Ltd. Şti. vekilinin temyiz isteminin hukuki yarar yokluğundan REDDİNE, istek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, 07.03.2018 günündeki ilk oturumda oy birliği ile,
(II) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacılar vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile direnme kararının yukarıda açıklanan gerekçelerle ONANMASINA, gerekli temyiz ilâm harcı peşin alındığından başka harç alınmasına gerek olmadığına, karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere 14.03.2018 günündeki ikinci oturumda oy çokluğu ile karar verildi.

Trafik Kazası – Maddi Manevi Tazminat – Sigorta Şirketi


YARGITAY HUKUK GENEL KURULU

Tarih: 07.02.2018 Esas: 2017 / 33 Karar: 2018 / 121image34

Trafik Kazası – Maddi Manevi Tazminat – Sigorta Şirketi

Özet:

Asıl dava haksız fiilden kaynaklı maddi ve manevi tazminat, birleşen dava sigorta şirketleri aleyhine açılan maddi tazminat davasıdır. Dava konusu olayın meydana geldiği yerin şantiye sahası içinde olup olmadığı konusu ise mahkemece araştırılmamıştır. Her ne kadar mahkemece dinlenen tanık beyanlarından kazanın hafriyat boşaltılması yasak olan yerde ve şantiye sahası dışında meydana geldiği izlenimine varılıyorsa da, dosyaya sunulan harita ve krokilere göre bu yer, inşaatın sahasının çok yakınında bulunmaktadır. Dolayısıyla kaza yerinin şantiye sahası içinde olup olmadığının kuşkuya yer vermeyecek şekilde belirlenmesi gereklidir. 
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki “haksız fiilden kaynaklı maddi ve manevi tazminat” davalarından dolayı yapılan yargılama sonunda Mudanya Asliye Hukuk Mahkemesince “davanın kısmen kabulüne” dair verilen 13.10.2010 gün ve 2006/345 E., 2010/322 K. sayılı karar asıl davada davalılar …, … ve … İnş. Taah. Turz. Ltd. Şti. vekilleri ile birleşen davada davalı …Ş vekilinin temyizi üzerine Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 05.07.2012 gün, 2012/5553 E., 2012/12009 K. sayılı kararı ile;
(…Davacılar vekili, asıl davada, davalı …’un sürücüsü, … Genel Müdürlüğü’nün işleteni, … İnşaat Ltd. Şti’nin de işvereni bulunduğu araçla uçuruma boşaltılan hafriyat taşlarının, deniz kenarında piknik yapan müvekkillerinin murisi Saliha Akçay’ın ölümüne neden olduğunu ileri sürerek, davacı … için (300) TL cenaze ve def’in giderinin (4.700) TL destek tazminatının ve (30.000) TL manevi tazminatın, davacılar Kadir, Kadriye ve Sedriye için ayrı ayrı (15.000) TL manevi tazminatın temerrüt faiziyle birlikte anılan davalılardan müteselsilen tahsilini istemiş, birleşen davada ise davacı … için (30) TL cenaze ve def’in gideri ile (470) TL destek tazminatının davalılar … Oyak Sigorta A.Ş, Ray Sigorta A.Ş. ve Yapı Kredi Sigorta A.Ş.’nden temerrüt faiziyle birlikte müteselsilen tahsilini talep ve dava etmiş, 20.03.2009 tarihli ıslah dilekçesi ile hem asıl hem birleşen dava yönünden davacı … için destek tazminatı talebini (14.321) TL’na yükseltmiştir.
Davalılar vekilleri, asıl ve birleşen davaların reddini savunmuştur.
Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna dayanılarak, davalı … tarafından hafriyat boşaltılması yasaklanmış yere atık boşaltarak davacıların murisinin ölümüne neden olduğundan tam kusurlu bulunduğu, davalılardan … Genel Müdürlüğü ile … İnşaat Ltd. Şti.’nin işveren ve adam çalıştıran sıfatıyla zarardan sorumlu olduğu, davalı …Ş.’nin ise diğer davalı … İnşaat Ltd. Şti’nin yaptığı inşaat işinin all risk sigortacısı olup iş makinelerinin şantiye sahası içinde 3. kişilere verdiği zararlardan sorumlu bulunduğu, somut olayın da hafriyat sonucu oluşan molozun bir kazaya neden olması dolayısıyla iş makinesinin şantiye sahası içinde kabul edilmesi gerektiğinden teminat kapsamında bulunduğu, diğer davalı … şirketlerinin ise olayın trafik kazasından kaynaklanmaması nedeniyle zarardan sorumlu bulunmadıkları gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, davacı … için (14.321) TL maddi (30.000) TL manevi, diğer davacılar için ayrı ayrı (15.000) TL manevi tazminatın, davalılar … Genel Müdürlüğü, … İnşaat Ltd. Şti., … ve … Sigorta A.Ş.’nden (davalı … şirketinin maddi tazminattan ve poliçe limitleriyle sınırlı şekilde sorumlu olması kaydıyla) olay tarihinden itibaren yasal faiziyle birlikte müteselsilen tahsiline, diğer davalılar hakkındaki davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, asıl ve birleşen davalarda davalılar …, … Genel Müdürlüğü, … İnşaat Ltd. Şti ve … Sigorta A.Ş. vekilleri temyiz etmiştir.
1- Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına ve hem davalı … Genel Müdürlüğü tarafından hazırlanan Yapım İşleri Genel Şartnamesi’nin 15. maddesinde hem de anılan davalı ile diğer davalı … İnşaat Ltd. Şti. arasındaki eser sözleşmesinin 22. maddesinde, sözleşme konusu işin kontrol görevinin davalı … Genel Müdürlüğü’ne ait olduğunun belirtilmesine, sözleşmenin niteliği itibariyle de işin başından sonuna kadar salt yüklenicinin kontrolüne bırakılmayıp, davalı işverenin kontrol ve sorumluluğunun devam ettiğinin anlaşılmasına, bu durumda davalı … Genel Müdürlüğü’nün işle olan bağlantısı kesilmediğinden, söz konusu iş nedeniyle meydana gelen zararlardan da iş sahibi sıfatıyla sorumlu olmasına, yine mahkemece maddi ve manevi tazminat miktarları belirlenirken, tarafların sosyal ve ekonomik durumlarının araştırılmış olmasına göre, asıl davada davalılar …, … Genel Müdürlüğü ve … İnşaat Ltd. Şti. vekillerinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazının reddi ile bu davalılar hakkındaki hükmün onanmasına karar verilmesi gerekmiştir.
2- Birleşen davada davalı …Ş. vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesine gelince; asıl ve birleşen davalar, haksız fiilden kaynaklanan zararın, zarar sorumlusu bulunan davalılardan tazmini istemine ilişkindir.
Davacılar tarafından fazlaya ait saklı tutulan hakkın kullanımı sonucu açılan ek dava, mahkemece asıl dava dosyası ile birleştirilerek yargılama sonuçlandırılmıştır. 6100 sayılı HMK.’nun 166 (Mülga HUMK.’nun 45) ve devamı maddeleri uyarınca davaların birleştirilmesine karar verilmesi halinde, sadece bunların yargılaması birlikte yürütülmekte olup, her dava bağımsız karakterini koruduğundan, mahkemece her dava için ayrı hüküm kurulmalı, yargılama giderleri ve vekalet ücreti her dava için ayrı ayrı belirlenmelidir. Somut olayda mahkemece verilen kararda ise asıl dava ve birleşen davalar hakkında ayrı ayrı hüküm kurulmadığı gibi, birleşen davanın davalıları olan sigorta şirketleri de karar başlığında ihbar edilenler olarak gösterilmiştir. Bu durum karşısında kararın öncelikle bu nedenle bozulması gerekmiştir.
3- Ayrıca davalı …Ş., davalılar … Genel Müdürlüğü ile … İnşaat Ltd. Şti. arasındaki eser sözleşmesine konu inşaatın sigortacısıdır. İnşaat Sigortaları Poliçeleri Genel Şartları’nda inşaat sigortasının, sigorta konusunu teşkil eden değerlerin sigorta teminat süresi içinde, inşaat sahasında bulunduğu sırada, poliçede sayılan istisnalar dışında kalan, önceden bilinmeyen ve ani bir sebeple herhangi bir ziya ve hasara uğraması halini temin ettiği belirtilmiştir (İŞGŞ. 1. m.). Diğer bir deyişle inşaat sigortası ile önceden öngörülemeyen kazaların, sigorta konusu inşaat ve bu inşaat ile ilgili diğer müştemilat ve tesisler üzerinde, inşaat sahasında bulunduğu sırada, oluşturacağı hasarlar teminat altına alınmaktadır. Dolayısıyla bu sigorta poliçesine eklenen klozların hangi rizikoları teminat kapsamına dahil ettiğinin tespitinin de, bu klozların anılan genel şartlar hükmü ile birlikte değerlendirilmesi suretiyle yapılması gereklidir.
Dava konusu poliçeye eklenen İnşaat All Risks Sigortasına Bağlı 3. Şahıslara Karşı Mali Sorumluluk Klozu’nun “Teminatın Kapsamı” başlıklı 1. maddesinde bu klozun sigortalıyı, sigortanın yürürlüğü sırasında sigortalanmış olan inşaat ve montaj işlerinin ifası sebebiyle meydana gelen bir olay neticesinde 3. şahısların zarara uğraması halinde, 3. şahısların ileri sürebilecekleri taleplerin sonuçlarına karşı temin ettiği belirtildikten sonra, “Teminat Dışında Kalan Haller” başlıklı 3. maddesinin e bendinde, “Her türlü kara, hava ve deniz araçlarının neden olacağı zararlar (ancak iş makinelerinin şantiye sahası içindeki faaliyetleri nedeniyle verebilecekleri zararlar teminata dahildir)” hükmüne yer verilmiştir. Bu maddede yer alan açık ifadelerin, yukarıda anılan İŞGŞ. 1. maddesi ile birlikte değerlendirilmesinden çıkan sonuç, her türlü kara, hava ve deniz araçlarının neden olacağı zararların teminat kapsamı dışında tutulduğu, iş makinelerinin faaliyetleri nedeniyle 3. kişilere verebilecekleri zararların ise ancak şantiye sahası içinde olması kaydıyla teminata dahil edildiğidir. Dolayısıyla mahkemenin aksi yöndeki kabulü doğru değildir.
Dava konusu olayın meydana geldiği yerin şantiye sahası içinde olup olmadığı konusu ise mahkemece araştırılmamıştır. Her ne kadar mahkemece dinlenen tanık beyanlarından kazanın hafriyat boşaltılması yasak olan yerde ve şantiye sahası dışında meydana geldiği izlenimine varılıyorsa da, dosyaya sunulan harita ve krokilere göre bu yer, inşaatın sahasının çok yakınında bulunmaktadır. Dolayısıyla kaza yerinin şantiye sahası içinde olup olmadığının kuşkuya yer vermeyecek şekilde belirlenmesi gereklidir.
Bu durum karşısında mahkemece, öncelikle kaza yerinin şantiye sahası içinde bulunup bulunmadığının belirlenmesi, daha sonra uyuşmazlığın yukarıda açıklanan şekilde incelenip değerlendirilmesi ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmamış, birleşen davada verilen kararın davalı …Ş. yararına bozulması gerekmiştir.…)
gerekçesiyle 2. bent yönünden oy birliği, 3. bent yönünden oy çokluğuyla bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda mahkemece 3. bent yönünden önceki kararda direnilmiştir.
HUKUK GENEL KURULU KARARI
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki belgeler okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Asıl dava haksız fiilden kaynaklı maddi ve manevi tazminat, birleşen dava sigorta şirketleri aleyhine açılan maddi tazminat davasıdır.
Yerel Mahkemece asıl dava davalısı …’un su borusu döşeme işinde ortaya çıkan atık molozlardan oluşan hafriyatı kendisine gösterilen atık boşaltma mahalline götürmeden olayın meydana geldiği alana boşaltarak Saliha Akçay’ın ölümüne sebebiyet verdiği ve tamamen kusurlu olduğu, dava konusu olayda dökülen molozun yapılan iş sırasında ortaya çıkan atıklar olup işin ifası neticesi oluştuğu ve hizmetle ilgili olduğu, moloz dökülmesi neticesi oluşan sonucun hukuka aykırı olduğu, ortaya çıkan zararla moloz dökülmesi arasında illiyet bağının bulunduğu, bu sebeple davalılar … İnş. Taah. Turz. Ltd. Şti. ve …’nin istihdam eden sıfatıyla sorumlu oldukları, diğer davalı …Ş’nin ise … İnş. Taah. Turz. Ltd. Şti’yi yaptığı iş nedeniyle “all risk” sigortası ile sigortaladığı, poliçe kapsamına göre iş makinelerinin şantiye sahası içinde üçüncü kişilere verecekleri zararların teminat altına alındığı, kazanın olduğu yerin şantiye sahası, kullanılan kamyonun da iş makinesi olduğu, dolayısıyla … Sigorta A.Ş’nin sorumluluğunun bulunduğu gerekçesiyle davacılar lehine maddi tazminata ve duydukları üzüntü ve bu tür olaylarda caydırıcı niteliği bulunması açısından manevi tazminata hükmedilmiş, diğer davalılar Yapı Kredi ve Ray Sigorta A.Ş’nin poliçe içeriklerinin trafik kazasını kapsaması, olayın da trafik kazası olmaması nedeniyle bu davalılar hakkında açılan davanın reddine karar verilmiştir.
Asıl davada …, …, … İnş. Taah. Turz. Ltd. Şti. vekilleri, birleşen davada davalı …Ş vekilinin temyizi üzerine karar, Özel Dairece yukarıda başlık kısmında açıklanan sebeplerle 2. bent yönünden oy birliği, 3. bent yönünden oy çokluğuyla bozulmuştur.
Yerel Mahkemece ilk kararda davalı …’un sürücüsü olduğu kamyonun iş makinesi olduğu ve olayın şantiye sahası içinde gerçekleştiği ifade edilmesine rağmen bozma sonrası direnme kararında kamyonun iş makinesi olmadığı yönündeki karşı oy yazısında belirtilen gerekçeler tekrar edilmek suretiyle, ayrıca bozma kararı sonrası dosyaya giren 14.05.2013 tarihli yazı cevabından kazanın şantiye sahası içinde gerçekleştiğinin anlaşıldığı belirtilerek 3. bentte belirtilen bozma sebebine yönelik direnme kararı verilmiştir.
Direnme kararı birleşen dosya davalısı … Sigorta A.Ş vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulunca “…taraflara yüklenen borç ve tanınan hakkın sıra numarası altında belirtildiği açık, infazda şüphe ve tereddüt uyandırmayacak biçimde, usulün aradığı niteliklere haiz kısa karar ve buna uygun gerekçeli karar oluşturulmadığı…” gerekçesiyle usulden bozma kararı verilmiştir.
Yerel Mahkemece Yargıtay Hukuk Genel Kurulu bozma kararına uyulmak suretiyle verilen direnme kararı birleşen dosya davalısı … Sigorta A.Ş vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık, somut olayda maktul Saliha Akçay’ın ölümünün gerçekleştiği yerin şantiye sahası içinde yer alıp almadığına dair araştırma yapılmasının gerekli olup olmadığı burada varılacak sonuca göre gerçekleşen ölüm olayından davalı …Ş’nin poliçe kapsamında sorumluluğunun bulunup bulunmadığı noktasında toplanmaktadır.
Hukuk Genel Kurulunda işin esasının incelenmesine geçilmeden önce “6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 297. maddesine uygun şekilde usulüne uygun bir direnme kararı bulunup bulunmadığı; öte yandan Mahkemece 22.05.2013 tarihli karar ile önceki kararda direnilmesi ve söz konusu kararın Hukuk Genel Kurulunun 04.03.2015 tarihli kararı ile usulden bozulması üzerine, Mahkemece usul bozmasına uyularak verilen 24.06.2015 tarihli ikinci direnme kararının Anayasa’nın 141/3. ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 297. maddeleri anlamında direnme gerekçesi ihtiva edip etmediği hususları ön sorun olarak tartışılmıştır.
Ön sorunun çözümünde mahkeme kararlarının niteliği ile hangi hususları kapsayacağına ilişkin yasal düzenlemenin değerlendirilmesi zorunludur.
Bilindiği üzere 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK)’nın 297’nci maddesi bir mahkeme hükmünün kapsamının ne şekilde olması gerektiğini açıklamıştır.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun “Hükmün kapsamı” başlıklı 297’nci maddesinde:
“(1) Hüküm “Türk Milleti Adına” verilir ve bu ibareden sonra aşağıdaki hususları kapsar:
a)Hükmü veren mahkeme ile hâkim veya hâkimlerin ve zabıt kâtibinin ad ve soyadları ile sicil numaraları, mahkeme çeşitli sıfatlarla görev yapıyorsa hükmün hangi sıfatla verildiğini.
b)Tarafların ve davaya katılanların kimlikleri ile Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarası, varsa kanuni temsilci ve vekillerinin ad ve soyadları ile adreslerini
c)Tarafların iddia ve savunmalarının özetini, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususları, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delilleri, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesini, sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebepleri
ç)Hüküm sonucu, yargılama giderleri ile taraflardan alınan avansın harcanmayan kısmının iadesi, varsa kanun yolları ve süresini
d)Hükmün verildiği tarih ve hâkim veya hâkimlerin ve zabıt kâtibinin imzalarını
e)Gerekçeli kararın yazıldığı tarihi
(2) Hükmün sonuç kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında; açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir.”
şeklinde düzenleme mevcuttur.
Açıklanan hükümle getirilen bu biçim koşulları yargıda açıklık ve netlik prensibinin gereğidir. Başka bir anlatımla kanunun amacı hükmün açıklığı ve anlaşılırlığı kadar infaz kabiliyetini de sağlamaktır. Aksi hâl, yeni tereddüt ve ihtilaflar yaratır. Hatta giderek denebilir ki, dava içinden davalar doğar. Hükmün hedefine ulaşmasını engeller, kamu düzeni ve barışı oluşturulamaz.
Görülmektedir ki, uyuşmazlıkların çözümünde yargıya düşen en önemli görevlerden birisi de açık ve net çözümler bulmak; anlaşılabilir, tutarlı kararlarla kamu düzeni ve barışının sağlanmasına hizmet etmek olmalıdır. Tarafların çözüm aramak için geldikleri yargısal makamların açık ve net hükümlerle üzerine düşen görevleri yerine getirmesi gerekir. 6100 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu ile getirilen ve yukarıda açıklanan yasal düzenlemenin nihai amacı da budur.
HMK’nın 297. maddesine göre bir mahkeme hükmünde, tarafların iddia ve savunmalarının özetinin, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususların, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delillerin, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesinin, sabit görülen vakıalarla, bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebeplerin birer birer, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde hükümde gösterilmesi gereklidir.
Bu itibarla hükmün sonuç kısmının özetlenerek açıklanmasına, karar ile taraflara yükletilen borç ve tanınan hakların bir kesiminin belirtilmemiş bulunmasına, bunun yanında tefhim edilen karara sonradan eklentiler yapılmasına ya da gerekçedeki ifadelerin tekrarı suretiyle hüküm sonucu gösterilmeden karar oluşturulmasına yasal olanak bulunmamaktadır.
Bu kısım hükmün gerekçe bölümüdür. Gerekçe, hâkimin (mahkemenin) tespit etmiş olduğu maddi vakıalar ile hüküm fıkrası arasında bir köprü görevi yapar. Gerekçe bölümünde hükmün dayandığı hukuki esaslar açıklanır. Hâkim tarafların kendisine sundukları maddi vakıaların hukuki niteliğini (hukuki sebepleri) kendiliğinden (resen) araştırıp bularak hükmünü dayandırdığı hukuk kurallarını ve bunun nedenlerini gerekçede açıklar.
Hâkim gerekçe sayesinde verdiği hükmün doğru olup olmadığını, yani kendini denetler. Üst mahkeme de, bir hükmün hukuka uygun olup olmadığını ancak gerekçe sayesinde denetleyebilir. Taraflar da ancak gerekçe sayesinde haklı olup olmadıklarını daha iyi anlayabilirler. Bir hüküm, ne kadar haklı olursa olsun, gerekçesiz ise tarafları tatmin etmez (Kuru B./Arslan R./Yılmaz E.: Medeni Usul Hukuku Ders Kitabı 22. Baskı, Ankara 2011, s. 472).
Anayasa’nın 141’nci maddesi gereğince bütün mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olması gereklidir. Gerekçenin önemi Anayasal olarak hükme bağlanmakla gösterilmiş olup, gerekçe ve hüküm birbirine sıkı sıkıya bağlıdır.
Kanunun aradığı anlamda oluşturulacak kararların hüküm fıkralarının açık, anlaşılır, çelişkisiz, uygulanabilir olmasının gerekliliği kadar kararın gerekçesinin de sonucu ile tam bir uyum içinde o davaya konu maddi olguların mahkemece nasıl nitelendirildiğini, kurulan hükmün hangi nedenlere ve hukuksal düzenlemelere dayandırıldığını ortaya koyacak; kısaca maddi olgular ile hüküm arasındaki mantıksal bağlantıyı gösterecek nitelikte olması gerekir.
Zira tarafların o dava yönünden, hukuk düzenince hangi nedenle haklı veya haksız görüldüklerini anlayıp değerlendirebilmeleri ve Yargıtay’ın hukuka uygunluk denetimini yapabilmesi için ortada usulüne uygun şekilde oluşturulmuş, hükmün hangi nedenle o içerik ve kapsamda verildiğini ayrıntılarıyla gösteren, ifadeleri özenle seçilmiş ve kuşkuya yer vermeyecek açıklıktaki bir gerekçe bölümünün ve buna uyumlu hüküm fıkralarının bulunması zorunludur.
Hukuk Genel Kurulunun 10.9.1991 gün ve 281 E., 415 K.; 25.9.1991 gün ve 355 E., 440 K.; 19.04.2006 gün ve 2006/4-142 E., 229 K.; 05.12.2007 gün ve 2007/3-981 E., 936 K.; 19.03.2008 gün ve 2008/15-278 E., 254 K.; 21.10.2009 gün ve 2009/9-397 E., 453 K.; 28.04.2010 gün ve 2010/11-195 E., 238 K.; 22.06.2011 gün ve 2011/11-344 E., 436 K.; 29.02.2012 gün ve 2011/9-754 E., 2012/102 K. sayılı kararlarında da bu hususlar benimsenmiştir.
Nitekim 07.06.1976 gün ve 1976/3-4 E., 1976/3 K. sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararının gerekçesinde yer alan “Gerekçenin ilgili bilgi ve belgelerin isabetle takdir edildiğini gösterir biçimde geçerli ve yasal olması aranmalıdır. Gerekçenin bu niteliği yasa koyucunun amacına uygun olduğu gibi, kararı aydınlatmak, keyfiliği önlemek ve tarafları tatmin etmek niteliği de tartışma götürmez bir gerçektir.” şeklindeki açıklama ile de aynı ilkeye vurgu yapılmıştır.
Bütün mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olarak yazılması gerektiğini öngören Anayasa’nın 141 inci maddesinin üçüncü fıkrası ve ona koşut bir düzenleme içeren 6100 sayılı HMK’nın 297’nci maddesi işte bu amacı gerçekleştirmeye yöneliktir.
Öte yandan mahkeme kararlarının taraflar, bazen de ilgili olabilecekleri başka hukuki ihtilaflar yönünden etkili ve bağlayıcı kabul edilebilmeleri, başka bir dava yönünden kesin hüküm, kesin veya güçlü delil oluşturup oluşturamayacağı gibi hukuksal değerlendirmeler de bu kararların yukarıda açıklanan nitelikte bir gerekçeyi içermesiyle mümkündür.
Bu nedenle bir davanın taraflarının o dava yönünden mahkemece hangi nedenle haklı veya haksız bulunduklarını anlayıp değerlendirebilmeleri ve Yargıtay’ın hukuka uygunluk denetimini yapabilmesi için, ortada usulüne uygun şekilde oluşturulmuş kuşkuya yer vermeyecek bir açıklık taşıyan direnme ya da uyma kararının bulunması zorunludur.
Zira direnme kararlarının hukuksal niteliklerinin doğal sonucu ve gereği olarak, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun yapacağı inceleme ve değerlendirme, bozma üzerine yerel mahkemelerce verilmiş direnme kararlarına münhasır olduğundan inceleme sırasında gözeteceği temel unsurlardan birini bozmaya karşı tarafların beyanlarının tespiti ile uyulup uyulmama konusunda verilen ara kararları ile sonuçta hüküm fıkrasını içeren kısa ve gerekçeli kararların birbiriyle tam uyumu ve buna bağlı olarak kararın ortaya konulan sonucuna uygun gerekçesi oluşturmaktadır. Bunlardan birisinde ortaya çıkacak farklılık ya da aksama çelişki doğuracaktır ki, bunun açıkça usul ve yasaya aykırılık teşkil edeceği kuşkusuzdur.
Başka bir ifadeyle mahkemece düzenlenecek kısa ve gerekçeli kararlara ilişkin hüküm fıkralarında Özel Daire bozma kararına hangi açılardan uyulup hangi açılardan uyulmadığının hüküm fıkrasını oluşturacak kalemler yönünden tek tek ve anlaşılır biçimde kaleme alınması, kararın gerekçe bölümünde bunların nedenlerinin ne olduğu, bozmanın niçin yerinde bulunmadığı ve dolayısıyla mahkemenin bozulan önceki kararının hangi yönleriyle hukuka uygun olduğunun açıklanması kararın yargısal denetimi açısından aranan ön koşuldur.
Direnme kararları yapıları gereği Kanunun hukuka uygunluk denetimi yapmakla görevli kıldığı bir Yargıtay dairesinin bu denetimi sonucunda hukuka aykırı bularak, gerekçesini açıklamak suretiyle bozduğu yerel mahkeme kararının aslında hukuka uygun bulunduğuna, dolayısıyla bozma kararının yerinde olmadığına ilişkin iddiaları içerdiklerinden, o iddiayı yasal ve mantıksal gerekçeleriyle birlikte ortaya koymak zorundadırlar (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 19.03.2008 gün ve 2008/15-278 E., 2008/254 K.; 21.10.2009 gün ve 2009/9-397 E., 2009/453 K.; 22.06.2011 gün ve 2011/11-344 E., 436 K.; 29.02.2012 gün ve 2011/9-754 E., 2012/102 K. sayılı kararları).
Anılan husus kamu düzeni ile ilgili olup, gözetilmesi kanun ile hâkime yükletilmiş bir ödevdir. Aksine düşünce ve uygulama gerek yargı erki ile hâkimin, gerek mahkeme kararlarının her türlü düşünceden uzak, saygın ve güvenilir olması ilkesi ile de bağdaşmaz.
Bu genel açıklamaların ışığında ön sorun değerlendirildiğinde;
Özel Dairece bozma kararının ikinci bendinde “asıl ve birleşen davaların birbirinden bağımsız davalar olduğu belirtilmek suretiyle her dava hakkında ayrı ayrı hüküm kurulması gerektiği” vurgulanarak usuli bir yönden bozma yapılmış, üçüncü bendinde ise birleşen davanın esası yönünden bozma kararı verilmiştir. Yerel mahkemenin temyize konu 24.06.2015 tarihli direnme kararında asıl ve birleşen davada ayrı ayrı hüküm kurulmadığı, tüm taraflara yüklenen hak ve borçlar mümkünse sıra numarası altında birer birer, açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmeden “1-Mahkememizin 2006/345 Esas ve 2010/322 Karar sayılı ilamının hüküm kısmının 1. bölümünde davacı … için hükmedilen 14.321,00 Tl maddi tazminatın, davalı …’den, diğer davalılar olan …, … İnşaat Ltd.Şti. ve …’la birlikte poliçe limitleri ile sınırlı olmak üzere müştereken ve müteselsilen tahsili hususundaki kararımızda DİRENİLMESİNE, bu kapsamda; işbu dosya ile birleşen Mudanya Sulh Hukuk Mahkemesinin 2007/47 Esas-2007/140 Karar Sayılı dosyasında davalı …’nin, 14.321,00.-TL maddi tazminattan, hakkındaki hükümler kesinleşen diğer davalılar …, … İnşaat Ltd.Şti. ve …’la birlikte (poliçe limitleri ile sınırlı olmak üzere), müştereken ve müteselsilen sorumlu tutulmasına (Mahkememizce hükmedilen tazminat tutarlarının davacılara ödenmiş olduğu bildirildiğinden tazminatın tahsili hususunda yeniden hüküm kurulmasına yer olmadığına),..” şeklinde infazda tereddüt yaratacak şekilde hüküm kurulduğu gibi, bozma kararı kapsamı dışında kalan hususlar hakkında da yeniden hüküm kurulmayıp “Kesinleşen karar maddeleri yönünden yeniden hüküm kurulmasına yer olmadığına,” demekle yetinilmiştir.
Diğer yandan Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun usul bozması üzerine verilen ikinci direnme kararında bozma kararına karşı hangi gerekçeyle direnildiğine, bozma kararının hangi nedenle doğru bulunmadığına ilişkin herhangi bir gerekçeye yer verilmemiştir.
Bu hâliyle HMK’nın 297. maddesinin açık hükmü gözetilmeksizin yazılı biçimde infazda tereddüt yaratacak şekilde direnme kararı verildiği gibi anılan direnme kararının Anayasanın ve kanunun aradığı anlamda gerekçe içerdiğinden de söz edilemez. Çünkü Yargıtayca bozulan karar (kararın hem hüküm fıkrası hem de gerekçesi) ortadan kalkacağından, hukuki geçerliliğini yitirir.
O hâlde, mahkemece yapılacak iş infazda tereddüt uyandırmayacak şekilde usulüne uygun bir direnme hükmü kurmak ayrıca Anayasa’nın 141’nci maddesinin üçüncü fıkrası ve ona koşut bir düzenleme içeren 6100 sayılı HMK’nın 297’nci maddesi de gözetilerek ve özellikle bozma kararında yer verilen bozma gerekçesine karşı, direnmenin gerekçesini de (gerekirse yeni bir hüküm oluşturmayacak şekilde yasal sınırlarda genişleterek) açıkça kaleme alarak kararda göstermek olmalıdır.
Şu hâle göre açıklanan yasal düzenleme ve ilkeler gözetilerek anlaşılabilir ve denetlenebilir nitelikte direnme kararı verilmek üzere kararın bozulması gerekir.
SONUÇ: Birleşen dosya davalısı … Sigorta A.Ş vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının yukarıda gösterilen değişik gerekçe ve nedenlerden dolayı usulden BOZULMASINA, bozma nedenine göre işin esasına ilişkin temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, tebliğ tarihinden itibaren on beş günlük süre içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 07.02.2018 gününde oy birliği ile karar verildi.

Trafik Kazası – Destekten Yoksun Kalma Tazminatı


YARGITAY HUKUK GENEL KURULU

Tarih: 04.04.2018 Esas: 2017 / 1104 Karar: 2018 / 670image35

Trafik Kazası – Destekten Yoksun Kalma Tazminatı – Maddi Manevi Tazminat – Ceza Zamanaşımı – Dava Zamanaşımı – Tek Taraflı Ölümlü Trafik Kazası – Uzatılmış Zamanaşımı

Özet:

Dava trafik kazası nedeniyle destekten yoksun kalma tazminatı istemine ilişkindir. KTK’nın 109/II. maddesinde öngörülen ceza zamanaşımı süresinin uygulanması için kamu davasının açılmış olması veya mahkumiyet kararı verilmiş bulunması aranmamakta olup cezayı gerektiren fiilin varlığı yeterlidir. Söz konusu trafik kazası da bu anlamda cezayı gerektiren bir fiil niteliğindedir ve sürücü davacı desteğinin vefat etmiş olması sonuca etkili değildir. Yasa koyucunun amacı Karayolları Trafik Kanunu uyarınca tehlike sorumluluğunu doğuran olaylarda sorumlulara karşı daha uzun zamanaşımı süresi içerisinde yönelmeyi sağlamaktır. KTK’nın 109. maddesinin 2. fıkrasındaki “cezayı gerektiren fiil” ifadesinin seçilmesi zamanaşımı yönünden yukarıda da açıklandığı gibi soruşturma veya kovuşturma yapılması koşullarının aranmadığı sonucunu doğurmaktadır. Buna göre trafik kazasında desteğin ölümü ve 3 yaralının bulunduğu eylem için kaza tarihinde yürürlükte bulunan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nda öngörülen ceza zamanaşımı süresi dikkate alındığında dava tarihinde zamanaşımı süresinin dolmadığı anlaşılmaktadır.
MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi
Taraflar arasındaki “maddi tazminat” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Konya 2. Asliye Ticaret Mahkemesince davanın reddine dair verilen 22.04.2014 gün ve 2013/306 E. 2014/113 K. sayılı kararın incelenmesi davacılar vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 17. Hukuk Dairesinin 29.06.2015 gün ve 2014/14541 E. 2015/9265 K. sayılı ilamı ile;
“…Davacılar vekili, müvekkili Hanım’ın eşi diğer müvekkillerinin babası olan Hacı Yusuf Alkan’ın sahibi ve sürücüsü olduğu, davalı … şirketinde zorunlu mali sorumluluk sigorta poliçesini düzenlediği araç ile tek taraflı olarak kaza yapması sonucu vefat ettiğini, müvekkillerinin destekten yoksun kaldıklarını belirterek müvekkili Hanım için 4.000,00-TL diğer müvekkilleri için ayrı ayrı 3.000,00-TL olmak üzere toplam 13.000,00-TL destekten yoksun kalma tazminatının kaza tarihinden itibaren en yüksek faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili, Karayolları Trafik Kanunun 109/1 maddesindeki zamanaşımı süresinin geçtiğinden bahisle davanın öncelikle zamanaşımı nedeniyle reddine,aksi halde davanın esas yönünden reddini savunmuştur.
Mahkemece, toplanan deliller ve dosyada bulunan diğer belgelere göre,talep hakkında 2918 sayılı yasanın 109/1 maddesinde öngörülen 2 yıllık zamanaşımının uygulanması gerektiği kanaati ile davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiş; hüküm davacılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, tek taraflı trafik kazasından kaynaklanan destekten yoksun kalma tazminatı istemine ilişkindir.
Çekişmelerin bir an önce sonuçlandırılmayıp uzun süre askıda bırakılmasının toplumun barış ve huzurunu bozacağı düşünülerek yargı yoluyla hak aramaya konulan zaman sınırı olarak öngörülen zamanaşımı kurumu bir maddi hukuk kurumu değildir. Bir borcu doğuran, değiştiren, ortadan kaldıran bir olgu olmayıp, doğmuş ve var olan bir hakkın istenmesini ortadan kaldıran bir savunma aracıdır.
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 49. maddesinde haksız fiilden bahsedilmiş, 72. maddesinde de haksız fiilden zarar görenin bundan kaynaklanan maddi ve manevi zararın tazmini istemi ile açacağı davaların bağlı olduğu zamanaşımı süreleri özel olarak düzenlenmiştir. Aynı Kanunun 72. maddesinde üç türlü zamanaşımı süresi öngörülmüş olup bunlar, zararın ve failin öğrenildiği tarihten itibaren 2 yıllık sübjektif ve nispi nitelikteki kısa zamanaşımı süresi, herhalde haksız fiil tarihinden itibaren 10 yıllık objektif ve mutlak nitelikte uzun zamanışımı süresi ile olağan üstü nitelikteki ceza zamanaşımı süresidir
Buna karşılık, özel bir kanun hükmünün, özel olarak zamanaşımı süresi öngördüğü tehlike sorumluluklarında TBK 72. maddesi uygulanmaz. 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 109/I. maddesinde “Motorlu araç kazalarından doğan maddi zararların tazminine ilişkin talepler, zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak 2 yıl ve her halde, kaza gününden başlayarak 10 yıl içinde zamanaşımına uğrar” hükmüne, yine aynı kanunun 109/II. maddesinde ise, “dava, cezayı gerektiren bir fiilden doğar ve Ceza Kanunu bu fiil için daha uzun bir zamanaşımı süresi öngörmüş ise, bu süre maddi tazminat talepleri için de geçerlidir” hükmüne yer verilmiştir.
Aynı fiil bazen, hem sorumluluğu gerektiren hem de ceza kanunlarına göre cezayı gerektiren bir fiil olabilir. Bu fiile göre Ceza Kanununun daha uzun bir zamanaşımı süresi öngörüldüğü hallerde, tazminat davasının daha önce zamanaşımına uğraması tutarlı bir çözüm oluşturmaz. Zira cezalandırma, müeyyide olarak tazminattan daha ağırdır. Bu sebeple, kanun koyucu uyum sağlamak amacıyla ceza davası için öngörülen zamanaşımı süresince tazminat davasının da devamını temin bakımından genel olarak 6098 sayılı TBK m. 72/I, özel olarak da KTK 109/II. maddesinde düzenleme yapmıştır.
Burada üzerinde durulması gereken, 2918 sayılı KTK’nın 109. maddesinin 2. fıkrasında belirtilen, ceza kanununda öngörülen daha uzun zamanaşımı süresinin, tazminat talebi ile açılacak davalar için de geçerli olabilmesinin, sadece fiilin Ceza Kanununa göre cezayı gerektiren bir fiil olmasının yeterli olması koşuluna bağlanmış bulunmasıdır. Söz konusu yasa hükmü, ceza zamanaşımının uygulanabilmesi için sadece fiilin cezayı gerektiren bir eylem olmasını yeterli görmekte; bunun dışında, eylemi gerçekleştiren fail hakkında soruşturma yapılmasını, ceza davası açılmış olması veya mahkumiyet kararıyla sonuçlanmış bir ceza davasının varlığı koşulu aranmamaktadır. Dahası, söz konusu hükümde, ceza zamanaşımının uygulanması bakımından sürücü ve diğer sorumlular (örneğin işleten veya Güvence Hesabı) arasında bir ayrım da yapılmamış, böylece kuralın bunların tümü için geçerli olduğu, hepsi için aynı zamanaşımı süresinin uygulanacağı öngörülmüştür (HGK’nın 10.10.2001 gün 2001/19-652-705 ve HGK’nın 16.04.2008 gün, 2008/4-326-325 sayılı kararları ile uzamış ceza zamanaşımı benimsenmiştir. Aynı zamanda tek taraflı kazada desteğin vefatı üzerine talep edilen destekten yoksun kalma tazminat taleplerinde ceza zamanaşımı uygulanacağına dair HGK’nın yeni 05.06.2015 tarihli 2014/17-2198 esas 2015/1495 Karar sayılı kararı bulunmaktadır.)
Ayrıca ceza zamanaşımının uygulanması yönünden hukuk hakiminin tazminat davasını görürken, ceza hukuku kurallarıyla ve özellikle ceza mahkemesinin fail hakkında vermiş olduğu beraat kararıyla bağlı olup olmadığı TBK 74. maddesinde düzenlenmiştir. Söz konusu maddede hukuk hakiminin ceza hukuku kurallarıyla bağlı olmadığı hükme bağlandığı gibi ceza mahkemesi kararlarıyla da bağlı olmadığı düzenlenmiştir. Görüldüğü gibi ceza mahkemesince haksız eylemin suç niteliği saptanmamış ise hukuk hakimine bunu kendiliğinden ve özgürce araştırma ve sonucuna göre karar verme yetkisi tanınmıştır.
Açıklanan ilkeler ışığında somut olaya bakıldığında; kazanın 20/07/2006 tarihinde meydana geldiği, tek taraflı kaza sonucu davacıların desteği araç sürücüsü (aynı zamanda işleten) Hacı Yusuf Alkan’ın vefat ettiği davanın 27/09/2013 tarihinde açıldığı görülmüştür.
Yukarıda açıklandığı üzere,KTK’nın 109/II. maddesinde öngörülen ceza zamanaşımı süresinin uygulanması için kamu davasının açılmış olması veya mahkumiyet kararı verilmiş bulunması aranmamakta olup cezayı gerektiren fiilin varlığı yeterlidir. Söz konusu trafik kazası da bu anlamda cezayı gerektiren bir fiil niteliğindedir ve sürücü davacı desteğinin vefat etmiş olması sonuca etkili değildir. Yasa koyucunun amacı Karayolları Trafik Kanunu uyarınca tehlike sorumluluğunu doğuran olaylarda sorumlulara karşı daha uzun zamanaşımı süresi içerisinde yönelmeyi sağlamaktır. KTK’nın 109. maddesinin 2. fıkrasındaki “cezayı gerektiren fiil” ifadesinin seçilmesi zamanaşımı yönünden yukarıda da açıklandığı gibi soruşturma veya kovuşturma yapılması koşullarının aranmadığı sonucunu doğurmaktadır. Buna göre trafik kazasında desteğin ölümü ve 3 yaralının bulunduğu eylem için kaza tarihinde yürürlükte bulunan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nda öngörülen ceza zamanaşımı süresi dikkate alındığında dava tarihinde zamanaşımı süresinin dolmadığı anlaşılmaktadır.
Bu durumda mahkemece, davalı tarafın zamanaşımı def’inin reddine karar verilerek işin esasına girilip tarafların delilleri toplanıp sonucuna göre karar vermek gerekirken yazılı şekilde davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmesi isabetli değildir…”
gerekçesiyle oy birliğiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
HUKUK GENEL KURULU KARARI
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki belgeler okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Dava trafik kazası nedeniyle destekten yoksun kalma tazminatı istemine ilişkindir.
Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık: tek taraflı ve sürücünün tam kusuru ile meydana gelen trafik kazalarında ölen sürücünün yakınlarının, aracın trafik sigortacısı şirketten destekten yoksun kalma tazminatı talebi hâlinde 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 109. maddesi uyarınca ceza zamanaşımı süresinin uygulanıp uygulanamayacağı noktasında toplanmaktadır.
Bilindiği üzere trafik kazaları bir haksız fiildir. Haksız fiil mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun (BK) 41. maddesinde tanımlanmış, Kanun’un 60. maddesinde ise haksız fiilden zarar görenin zararının tazmini istemiyle açacağı davaların zamanaşımı süreleri düzenlenmiştir.
Belirtilmelidir ki, 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) konuya ilişkin 49 ve 72. maddeleri de aynı yönde düzenleme içermekte olup, 6101 sayılı Türk Borçlar Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun’un 5/1. maddesinde “Türk Borçlar Kanununun yürürlüğe girmesinden önce işlemeye başlamış bulunan hak düşürücü süreler ile zamanaşımı süreleri, eski kanun hükümlerine tabi olmaya devam eder.” hükmü getirildiğinden, somut uyuşmazlıkta mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun zamanaşımına ilişkin hükümleri geçerli olacaktır.
Anılan maddeler ile haksız fiillere uygulanacak üç zamanaşımı süresi belirlenmiştir. Bunlar, zarar görenin zararı ve faili öğrendiği tarihten itibaren başlayacak bir yıllık zamanaşımı; fiilin vukuundan itibaren işleyecek on yıllık zamanaşımı ve fiilin aynı zamanda ceza kanunlarında düzenlenmiş olması hâlinde uygulanacak olan ceza zamanaşımı süreleridir.
Haksız fiillerin bir kısmı, sadece hukuk açısından değil, ceza yasaları bakımından da sorumluluğu gerektirir; haksız fiilin faili, yani sorumlusu genellikle daha ağır sonuçları olan ceza kovuşturmasına konu olabileceği sürece, zarar görenin haklarını yitirmesinin kabul edilmesi mümkün değildir.
Bu bakımdan haksız eylem aynı zamanda ceza kanunları gereğince bir suç teşkil ediyorsa ve ceza kanunları ya da ceza hükümlerini ihtiva eden sair kanunlar bu eylem için daha uzun bir zamanaşımı süresi tayin etmişse, tazminat davası da ceza davasına ilişkin zamanaşımı süresine tabi olur. Nitekim bu husus 07.12.1955 gün ve 17/26 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında da vurgulanmıştır.
Buna göre, anılan mevzuat uyarınca ceza zamanaşımı süresinin uygulanabilmesi için öncelikle zarar veren eylemin ceza kanunu veya ceza hükmü taşıyan özel kanunlarda suç olarak düzenlenmesi gerekli olup, özel kanunlarda haksız eylem için başka bir zamanaşımı süresi tayin edilmiş olmadıkça, haksız eylemden doğan maddi ve manevi zararların tazmini için açılacak davalarda 818 sayılı BK’nın 60 (6098 sayılı TBK’nın 72.) maddesinde öngörülen zamanaşımının uygulanması gerekir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 09.10.2013 gün ve 2013/4-36 E. 2013/1457 K.).
Özel kanun niteliğinde olan 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu (KTK)’nın 109. maddesinin ilk fıkrasında, yine bir haksız fiil niteliğindeki trafik kazalarından doğan tazminat taleplerinin tabi bulunacağı zamanaşımı süresi yönünden 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 60. maddesindeki düzenlemeden farklı, özel bir hüküm getirilmiştir.
2918 sayılı KTK’nın “Zamanaşımı” başlıklı 109. maddesi;
“…Motorlu araç kazalarından doğan maddi zararların tazminine ilişkin talepler, zarar görenin, zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak iki yıl ve herhalde, kaza gününden başlayarak on yıl içinde zamanaşımına uğrar.
Dava, cezayı gerektiren bir fiilden doğar ve ceza kanunu bu fiil için daha uzun bir zaman aşımı süresi öngörmüş bulunursa, bu süre, maddi tazminat talepleri için de geçerlidir.
Zamanaşımı, tazminat yükümlüsüne karşı kesilirse, sigortacıya karşı da kesilmiş olur. Sigortacı bakımından kesilen zamanaşımı, tazminat yükümlüsü bakımından da kesilmiş sayılır.
Motorlu araç kazalarında tazminat yükümlülerinin birbirlerine karşı rücu hakları, kendi yükümlülüklerini tam olarak yerine getirdikleri ve rücu edilecek kimseyi öğrendikleri günden başlayarak iki yılda zamanaşımına uğrar.
Diğer hususlarda, genel hükümler uygulanır.” hükmünü içermektedir.
Buna göre, madde ile 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 60. (TBK’nın 72) maddesindeki bir yıllık zamanaşımı süresi, trafik kazasından kaynaklanan tazminat davaları yönünden iki yıl olarak düzenlenmiş olup, 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 60. maddesi ile 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 109/II. maddesi zamanaşımı süresinin başlangıcı yönünden birbiriyle uyumlu olmakla birlikte, zamanaşımı süresi yönünden birbirlerinden ayrılmaktadır.
Vurgulamakta yarar vardır ki, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 109/II. maddesine göre, ceza kanununda öngörülen daha uzun zamanaşımı süresinin tazminat talebiyle açılacak davalarda uygulanabilmesi için, sadece eylemin “cezayı gerektiren fiilden” doğmuş olması gerekli ve yeterlidir. Diğer bir ifade ile tazminat davalarına daha uzun süreli ceza davasına ilişkin zamanaşımının uygulanması için fail hakkında bir ceza davası açılması; mahkûmiyet kararıyla sonuçlanmış bir ceza davasının varlığı veya zarar görenin o davada tazminat yönünden bir talepte bulunmuş olması aranmamaktadır. Sadece cezalandırılması kabil bir eylemin işlenmiş olması, bir diğer söyleyişle, haksız fiilin suç niteliğini taşıması yeterlidir.
Anılan madde uyarınca “eylemin” suç teşkil etmesi; cezai nitelik taşımasından hareketle mahkûmiyet veya takipsizlik kararı aranmaksızın ceza zamanaşımı uygulanacaktır.
Bundan başka, işlenen eylemin, kovuşturulması şikâyete bağlı bir suç teşkil edip etmemesi de önemli değildir. Zira bu yön, ceza davasının açılabilmesinin bir şartıdır. Bu bakımdan şikâyet süresinin geçirilmesinden ötürü, ceza davasının açılamamış olması, bu davaya ilişkin zamanaşımı süresinin, tazminat davasına uygulanmasına engel değildir.
Diğer taraftan, 2918 sayılı KTK’nın 109/2. maddesindeki düzenleme ile ceza kanununda öngörülen daha uzun zamanaşımı süresinin tazminat talebiyle açılacak davalar için de geçerli olabilmesi, sadece eylemin ceza kanunlarına göre suç sayılması koşuluna bağlanmıştır. Zira sonuçta; haksız eylemin cezayı gerektiren bir fiil teşkil etmesi durumunda o fiil için öngörülen ceza zamanaşımı süresi hukuk yargılamasında da uygulanacaktır.
Kaldı ki Türk Ceza Kanunu’nda suç tanımı faile değil fiile göre yapıldığından, ceza kanunlarındaki zamanaşımı sürelerine atıf yapan 2918 sayılı Kanun’un 109. maddesinin ikinci fıkrasındaki tarifin fiili tanımlaması ve maddenin bu yoruma göre değerlendirilmesi kanun sistematiği açısından da zorunludur.
Yeri gelmişken belirtilmelidir ki, eylemin cezayı gerektiren bir fiil teşkil edip etmediği, kural olarak ceza hâkimince belirlenecektir. Bununla beraber hukuk hâkimi, ceza tertibine ilişkin olarak ceza hâkimince verilen ve suçun işlendiğini ya da işlenmediğini kesinlikle tespit eden bir hüküm varsa, bununla bağlı olduğu kuşkusuzdur (BK m. 53).
Ayrıca ceza zamanaşımının uygulanması bakımından sürücü ve işleten gibi diğer sorumlular arasında bir ayrım da yapılmamış; zamanaşımı süresinin hepsi için uygulanması öngörülmüştür.
Bu itibarla şayet zarar doğuran eylem aynı zamanda cezayı gerektirir nitelikte ise; eğer ceza kanunundaki ya da ceza hükümlerini taşıyan özel kanunlardaki bu eylem için kabul edilen zamanaşımı süresi, BK’daki 1 yıllık süreden daha kısa ise o zaman yine BK m. 60/I (TBK m. 72) olaya uygulanacak; ceza kanunundaki zamanaşımı süresi BK m. 60/I’deki süreden daha uzun ise o zaman bu uzun süre tazminat davaları için de uygulama yeri bulacaktır. Böyle bir durumda uygulanması söz konusu olan ceza davası zamanaşımı süresi ise fiilin gerçekleştiği tarihe göre uygulama alanı bulacak olan 5237 sayılı TCK’nın 66. maddesine göre belirlenecektir.
Dosyanın incelenmesinde davacıların desteğinin maliki ve sürücüsü olduğu aracın direksiyon hakimiyetini kaybederek şarampole düşmesi ile meydana gelen trafik kazasının araç sürücüsü ile yolculardan birden fazla kişinin ölümü ve yaralanmasıyla sonuçlandığı, olayın meydana gelmesinde davacıların desteği sürücünün tam kusurlu olduğu anlaşılmaktadır.
Olayın meydana geliş şekli itibariyle ölen sürücünün eylemi bir bütün olarak ele alındığında, murisin işleteni olduğu aracı kullanırken tek taraflı ve kendisinin tam kusuru ile meydana gelen eylem birden fazla kişinin ölümü ve yaralanmasıyla sonuçlandığından, 5237 sayılı TCK 85/2. maddesinde tanımlanan taksirle öldürme suçunu oluşturmaktadır.
Yukarıda açıklanan ilkeler ışığında somut olayda, TCK 85. madde kapsamında taksirle öldürme suçunun varlığı sabit olduğundan, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 109/2. maddesi uyarınca ceza zamanaşımının uygulanması gerekmektedir. Kazaya neden olan kişi hakkında ölümü nedeniyle bir ceza davasının açılmamış olması, yukarıda açıklanan ilkelere göre ceza zamanaşımının uygulanmasına engel değildir.
Buna göre davacının desteğinin tam kusuru ile neden olduğu ve kendisinin ölümü ile sonuçlanan trafik kazasının aynı zamanda TCK’nın 85/2. maddesinde düzenlenen taksirle öldürme suçuyla ilgili ceza davasının TCK’nın 66/1-d maddesi uyarınca on beş yıllık zamanaşımı süresine tabi olması; 2918 sayılı KTK’nın 109/2. maddesi uyarınca bu sürenin görülmekte olan maddi tazminat davası için de geçerli olması; davanın olay tarihi üzerinden on beş yıl geçmeden açılmış olması karşısında, somut olayda zamanaşımının gerçekleşmediği açıktır.
O hâlde, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere göre, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
SONUÇ: Davacılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun Geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, aynı Kanun’un 440. maddesi uyarınca tebliğden itibaren on beş günlük süre içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 04.04.2018 gününde oy birliği ile karar verildi.

Trafik İş Kazası – Ölümlü İş Kazası – Manevi Tazminat


 

YARGITAY HUKUK GENEL KURULU

Tarih: 11.04.2018 Esas: 2015 / 966 Karar: 2018 / 764image36

Trafik İş Kazası – Ölümlü İş Kazası – Manevi Tazminat

Özet:

Dava, iş kazası sonucu manevi tazminat istemine ilişkindir. Manevi tazminatın tutarını belirleme görevi hakimin takdirine bırakılmış ise de hakimin bu takdir hakkını kullanırken, ülkenin ekonomik koşulları tarafların sosyal ve ekonomik durumları paranın satın alma gücü, tarafların kusur durumu olayın ağırlığı davacının sürekli iş göremezlik oranı, işçinin yaşı, olay tarihi gibi özellikleri göz önünde tutması, bunun yanında olayın işverenin sağlığı ve güvenliği önlemlerini yeterince alınmamasından kaynaklandığı da gözetilerek gelişen hukuktaki yaklaşıma da uygun olarak tatmin duygusu yanında caydırıcılık uyandıran oranda manevi tazminat takdir edilmesi gerektiği açıkça ortadadır. ( HGK 23.6.2004, 13/291-370)
Somut olayın incelenmesinde, 03.02.2011 tarihinde meydana gelen iş kazası sonucu vefat eden sigortalının trafik iş kazasının meydana gelmesinde hiçbir kusurunun bulunmadığı konusunda uyuşmazlık söz konusu değildir.
Bu nedenle sigortalının murisleri lehine hükmedilen manevi tazminat miktarının olayın meydana geliş şekli dikkate alındığında çok fazla değilse de; olayın meydana geldiği tarihteki paranın alım gücü, davacının sürekli iş gücü kaybına uğramamış olması dikkate alındığında, biraz fazla olduğu anlaşılmaktadır.

MAHKEMESİ :İş Mahkemesi
Taraflar arasındaki “manevi tazminat” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İzmir 1. İş Mahkemesince davanın kısmen kabulüne dair verilen 05.11.2012 gün ve 2012/83 E., 2012/773 K. sayılı karar davacılar vekili ve davalı… Pap Kağıt Tem. Ürü. San. Tic. A.Ş. vekili tarafından temyiz edilmekle, Yargıtay 21. Hukuk Dairesinin 12.03.2013 gün ve 2013/293 E., 2013/4427 K. sayılı kararı ile;
(…1-Dosyadaki yazılara toplanan delillere, hükmün dayandığı yasal gerektirici nedenlere göre davacıların tüm, davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddine,
2- Davacı murisi …’ın 03.02.2011 tarihinde geçirdiği iş kazası sonucu yaşamını yitirdiği olayda davalı işverenliğin % 100 oranında kusurlu olduğu anlaşılmaktadır.
B.K’nun 47. maddesinde hakimin bedensel bütünlüğün bozulması halinde olayın özelliklerini göz önünde tutularak zarar görene adalete uygun bir miktar paranın manevi tazminat olarak ödenmesine karar vereceği öngörülmüştür. Bedensel bütünlük eş deyişle vücut bütünlüğü kavramının fizik bütünlük yanında ruhsal bütünlüğü ve sağlığı da kapsadığı tartışmasızdır. Olayın özelliklerinin neler olduğu 22.6.1966, 7/7 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında açıklanmıştır. Bunlar her olayda değişebilir. Bu nedenle hakiminin kararında bu özellikleri objektif ölçülere göre göstermesi gerekir.
Manevi tazminatın tutarını belirleme görevi hakimin takdirine bırakılmış ise de hakimin bu takdir hakkını kullanırken, ülkenin ekonomik koşulları tarafların sosyal ve ekonomik durumları paranın satın alma gücü, tarafların kusur durumu olayın ağırlığı davacının sürekli iş göremezlik oranı, işçinin yaşı, olay tarihi gibi özellikleri göz önünde tutması, bunun yanında olayın işverenin sağlığı ve güvenliği önlemlerini yeterince alınmamasından kaynaklandığı da gözetilerek gelişen hukuktaki yaklaşıma da uygun olarak tatmin duygusu yanında caydırıcılık uyandıran oranda manevi tazminat takdir edilmesi gerektiği açıkça ortadadır. ( HGK 23.6.2004, 13/291-370)
Bu ilkeler gözetildiğinde davacı eş yararına hükmedilen 100.000.00-TL manevi tazminat ile davacı çocuk yararına hükmedilen 100.000.00- TL manevi tazminatın çok fazla takdir edildiği ortadadır.
Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular dikkate alınmadan yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirmektedir.
O halde, davalının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır…)
gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
HUKUK GENEL KURULU KARARI
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki belgeler okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Dava, manevi tazminat istemine ilişkindir.
Davacılar vekili müvekkillerinin murisi …’ın davalı işverenler … Tütün Kağıt Sanayi T. A. Ş. ve… Pap Kağıt Tem. Ürü. San. Tic. A.Ş. adına çalışırken servis aracının kaza yapması sonucu vefat ettiğini, tüm kusurun davalılarda olduğunu iddia ederek 03.02.2011 tarihinde meydana gelen trafik iş kazası nedeniyle eş … için 150.000,- TL, çocuk Sevim Acar için 150.000,- TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı … Tütün Kağıt Sanayi T.A.Ş. ve… Pap Kağıt Tem. Ürü. San. Tic. A.Ş. vekili mütevaffanın… Pap Kağıt Tem. Ürü. San. Tic. A.Ş. çalışanı olduğunu, … Tütün Kağıt Sanayi Tic. A.Ş. ile hizmet ilişkisinin bulunmadığını, bu nedenle … Tütün Kağıt Sanayi Tic. A.Ş. yönünden davanın husumetten reddi gerektiğini, müvekkili… Pap Kağıt Tem. Ürü. San. Tic. A.Ş.’nin işçi taşıma servis hizmetini Serol Günaydın Taşımacılık Tic. S.T.Ltd.Ş.’ne verdiğini, söz konusu trafik kazasının bu firmanın aracı ile işçi taşınırken olduğunu, kazanın meydana gelmesinde müvekkili şirkete ait hiçbir kusurun bulunmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece mütevaffa ile … Tütün Kağıt Sanayi Tic. A.Ş. arasında herhangi bir istihdam ilişkisi bulunmadığından … Tütün Kağıt Sanayi Tic. A.Ş. yönünden reddine, meydana gelen trafik iş kazasının gerçekleşmesinde sigortalının hiçbir kusuru bulunmadığı, tüm kusurun servis şoföründe olduğunu, servis hizmetinin sözleşme kapsamında yürüten firma elemanının tam kusuru ile olan iş kazasında asıl işverenin de müştereken ve müteselsilen sorumlu olduğu ve davacıların duyduğu acı ve ızdırabın da göz önünde bulundurulduğu gerekçesiyle … için 100.000, TL, Sevim Acar için 100.000, TL olmak üzere toplam 200.000, TL manevi tazminatın davalı … Pap Kağıt ve Temizlik Ürünleri San. Tic. A.Ş.’den olay tarihi olan 03.02.2011 tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle tahsiline karar verilmiştir.
Hükmün davacılar vekili ve davalı… Pap Kağıt Tem. Ürü. San. Tic. A.Ş. vekili temyizi üzerine, Özel Dairece yukarıda açıklanan gerekçelerle bozulmuş; Mahkemece, önceki kararda davacı için takdir edilen manevi tazminat miktarı yönünden direnilmiştir.
Direnme hükmünü,… Pap Kağıt Tem. Ürü. San. Tic. A.Ş. vekili temyize getirmiştir.
Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; somut olay bakımından iş kazası nedeniyle vefat eden sigortalının eş ve çocuğu olan davacılar yararına takdir edilen ayrı ayrı 100.000,-TL manevi tazminat miktarının çok fazla olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.
Manevi tazminat isteminin temelinde, davalıların haksız eylemi yatmaktadır. Bilindiği üzere, haksız eylemin unsurları zarar, fiil, fiil ile zarar arasında illiyet bağı ve fiilin hukuka aykırı olmasından ibarettir.
Öte yandan, mülga 818 sayılı BK.’nun 47’nci (6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 56.) maddesinde düzenlenen manevi tazminatta kusurun gerekmediği, ancak takdirde etkili olabileceği, 22.6.1966 tarih ve 1966/7 Esas 1966/7 Karar sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında açıkça vurgulanmıştır. Bu kararın gerekçesinde, takdir olunacak manevi tazminatın tutarını etkileyecek özel hâl ve şartlar da açıkça gösterilmiştir. Bunlar, her olaya göre değişebileceğinden, hâkim bu konuda takdir hakkını kullanırken, ona etkili olan nedenleri de karar yerinde objektif ölçülere göre isabetli bir biçimde göstermelidir.
Yine BK 47’nci (TBK 56) maddesi hükmüne göre hâkimin özel hâlleri göz önünde tutarak, manevi zarar adı ile hak sahibine verilmesine karar vereceği tutar adalete uygun olmalıdır. Bu para tutarı aslında ne tazminat ne de cezadır, çünkü mamelek hukukuna ilişkin zararın karşılanmasını amaç edinmediği gibi, kusurlu olana yalnız hukukun ihlalinden dolayı yapılan bir kötülük de değildir. Aksine zarara uğrayanda bir huzur duygusu uyandırmayı, aynı zamanda ruhi ızdırabın dindirilmesini amaç edindiğinden, tazminata benzer bir fonksiyonu da vardır. O hâlde bu tazminatın sınırı, onun amacına göre belirlenmelidir. Takdir edilecek miktar, mevcut durumda elde edilmek istenilen tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır.
Manevi tazminat, duyulan elem ve ızdırabın kısmen ve imkan nisbetinde iadesini amaçladığından, hâkim, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 4’üncü maddesi gereğince hak ve nesafete göre takdir hakkını kullanarak, manevi tazminat miktarını tespit etmelidir.
Hâkim belirlemeyi yaparken somut olayın özelliğini, zarar görenin ekonomik ve sosyal durumunu, paranın alım gücünü, maluliyet oranını, beden gücü kaybı nedeniyle duyulan ve ileride duyulacak elem ve ızdırabı gözetmelidir (HGK 28.05.2003 gün 2003/21-368 E.,2013/355 K.; 23.06.2004 gün 2004/13-291 E., 2004/370 K. ve 19.06.2013 gün 2013/21-20 E., 2013/868 K.).
Somut olayın incelenmesinde, 03.02.2011 tarihinde meydana gelen iş kazası sonucu vefat eden sigortalının trafik iş kazasının meydana gelmesinde hiçbir kusurunun bulunmadığı konusunda uyuşmazlık söz konusu değildir.
Bu nedenle sigortalının murisleri lehine hükmedilen manevi tazminat miktarının olayın meydana geliş şekli dikkate alındığında çok fazla değilse de; olayın meydana geldiği tarihteki paranın alım gücü, davacının sürekli iş gücü kaybına uğramamış olması dikkate alındığında, biraz fazla olduğu anlaşılmaktadır.
Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında, somut olay itibariyle mahkemece hükmedilen manevi tazminat miktarının uygun olduğu, bu yönüyle de direnme kararının onanmasının doğru olacağı görüşü ileri sürülmüş ise de, bu görüş Kurul çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir.
Bu nedenle direnme kararının bu değişik gerekçe ile bozulması gerekmiştir.
S O N U Ç: Davalı… Pap Kağıt Tem. Ürü. San. Tic. A.Ş. vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının yukarıda gösterilen değişik nedenlerden dolayı BOZULMASINA, istek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere 11.04.2018 gününde oy çokluğu ile karar verildi.